Çocuk Pornosu

Dünyanın en büyük arama motoru Google da, çocuk pornosunu merak edenlerin ilk sıralarında Türklerin ve Türkiye nin adının yer alması, tartışma yarattı.

Google ın "tıklama" dağılımlarını gösteren "trendler" sitesinde yer alan bilgilere göre çocuk pornosu sitelerini kent kategorisinde tıklayanların ilk sırasında İzmir geliyor. İstanbul ikinci, Yeni Zelanda nın Auckland kenti üçüncü, Ankara da dördüncü sırada yer alıyor.

Geçen hafta Alman, İspanyol ve Türk polisinin işbirliğiyle yapılan bir operasyonla tekrar gündeme gelen çocuk pornosu, Türkiye açısından utanç verici bir tablo ortaya çıkardı. Dünyanın en büyük arama motoru Google da çocuk pornosunu merak edenlerin ilk sırasında Türkler, arama yapılan dillerin ilk sırasında da Türkçe yer alıyor.

İnternet ten www.google.com/trends adresini yazıp girdiğinizde karşınıza çıkan sonuçlar dehşet verici gerçeği de gözler önüne seriyor. Buna göre, İnternet te "child porno" (çocuk pornosu) yazıp meraklarını gidermeye çalışanlar, kentler arasında ilk dört şöyle sıralanıyor: İzmir, İstanbul, Auckland (Yeni Zelenda), İstanbul.

FBI KAPINIZI ÇALAR

Aynı yerde, arama yapılan dile göre dağılım da yer alıyor. Burada da Türkçe ilk sırada bulunuyor. Türkçe yi Rusça ve İngilizce takip ediyor. Bölge konusunda ise Türkiye biraz geride kalıyor. Bu kategoride Türkiye, Güney Afrika ve Rusya dan sonra geliyor.

Bu bilgilere ulaştıktan sonra yaşadığımız şaşkınlığın ardından "Amerika gibi pornografinin cenneti bir ülke dururken çocuk pornosu konusunda Türkiye nasıl bu kadar öne çıkabilir" diye düşündük. Ardından dünyanın muhtelif köşelerindeki arkadaşlarımızı arayarak bir deneme yaptırdık. New York, Los Angeles, Paris ve Londra dan aynı adrese giren arkadaşlarımız aynı sonuçlarla karşılaştılar. Hatta, ABD den "İnternete çocuk pornosu yazıp girerseniz bir süre sonra kapınızı FBI çalabilir" uyarısı bile geldi.

Türkiye de çocuk pornosuna bu ilginin "merak"tan olduğu öne sürüldü. Son zamanlarda medyada çocuk pornosuyla ilgili haberlerin sık yer almasının insanları meraklandırdığı, bu nedenle sitelerin tıklandığı öne sürüldü.

BU HABERİ OKUUKTAN SONRA www.google.com/trends ADRESİNE GİRİP CHILD PORNO YAZAYIM BAKALIM DOĞRU MUYMUŞ DEDİM. BİR DE NE GÖREYİM DİYARBAKI BİRİNCİ ÇIKTI.

kürt İmam Bodrum'da kokain satarken yakalandı !!

"İmam Bodrum'da kokain satarken yakalandı

Diyarbakır'da imam görev yapan kişi yıllık izninde Bodrum'da kokain satarken yakalandı.

Muğla Emniyet Müdürlüğü Bodrum Kaçakçılık ve Organize Suçlar Grup Amirliği Grup Amirliği ekiplerinin yaptığı istihbari çalışmalar sonrasında zanlı F.Ç (34)'nin Bodrum'da bulunan bar ve eğlence mekanlarında yerli ve yabancı turistlere ve ekonomik durumu iyi olan vatandaşlara kokain sattığı, İstanbul'dan Bodrum'a A.T. (36) ve H.U. (32) isimli şahısların beraberlerinde kokain maddesi ile birlikte geldikleri ve zanlı F.Ç ile buluşacakları tespit edildi.

Bu gelişme sonrasında narkotik timleri zanlılardan F.Ç.(34) ile uyuşturucu satışı için pazarlığa girdiler. Zanlılar yanlarında bulunan uyuşturucu maddeleri polis ekiplerine verirken yapılan operasyonla suçüstü yakalandı.

Yakalanan zanlıların üzerlerinde, kullanmış oldukları araçta ve kalmış oldukları yerlerde yapılan aramalarda 92 gram kokain ile uyuşturucu madde satışından elde edildiği değerlendirilen toplam 5 bin 350 YTL, 800 ABD Doları ve 300 avro ele geçirildi.

Ayrıca zanlıların kalmış oldukları yerde yapılan aramada bir miktar uyuşturucu hap bulundu.

Gözaltına alınan zanlılardan A.T'nin Diyarbakır'da imam olarak görev yaptığı tespit edildi. Gözaltına alınan A.T'nin yıllık izinde olduğu da öğrenildi. "


Kaynak:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4811560.asp?m=1&gid=69&srid=3041&oid=3

EN İYİ kürt ÖLÜ kürttür !!!

Kürde ölesiye dayak: Özgür gündem dergisi ile otobüse bindiği için

Özgür gündem dergisi ile otobüse bindiği için hakettiğini gören bir kürdün görüntüsü.

http:/ /rapidshare.de/files/20036924/Video_dayak_1_.wmv.html

buna dokunup "free" ye basınız ortalarda bir yerde saniye geriye doğru sayacak onu bekleyip istenen kodu kutuya giriniz.

Eli kolu altın dolu Yeşil kartlı ŞEREFSİZ KÜRT !!!!!




Barış DURAK / ŞANLIURFA - DHA

Şanlıurfa'da bulunan Harran Kapı Sağlık Ocağına yeşil kart ile muayene olmaya gelen bir kadının kolundaki ve parmaklarındaki altın bilezik ve yüzükler görenleri hayrete düşürdü. Hiçbir mal varlığı ve sosyal güvencesi olmayanlara verilen yeşil kartın son dönemlerde Şanlıurfa�da maddi durumu iyi olanlara da verildiği ortaya çıktı.

hayvanat bahçesinde bir kafes -kürt HAYVANI-

HAYVANLAR ALEMİ :kürtler

Kürt yada kürdo da denen hayvan türü , fiziksel olarak insana en çok benzeyen türdür , arka ayakları üzerinde yürüyebildikleri için insanlarla birlikte yaşamakta zorluk çekmezler , ancak yaydıkları pis koku ve dikkatli incelendiğinde görülebilen farklar sayesinde fiziksel olarak insandan ayrılabilirler.

Kürtlerin doğal yaşama alanları dağlardır, ancak aç kaldıklarında şehir ve köylere inip kendilerine yiyecek ararlar. Kürtlerde yurt kavramı olmadığı için indikleri şehir ve köylerde de hayatlarını sürdürebilirler. Kürt hayvanı çok kısa sürede ürer ve doğal çevreye zarar vererek bulunduğu çevrede yaşayan diğer canlı türlerinin yaşamasını engeller , bir dişi kürt ortalama 50 yıllık hayatı boyunca 10-15 arası enik doğurabilir.Kürtler hayvanlar arasında en gelişmiş dile sahip canlılardır , yaklaşık 500 değişik ses çıkararak birbirleriyle anlaşabilirler.

Kürtler yaradılış olarak hain , sinsi ve asalak yaratıklardır , üretmeden tüketmeyi yani avlanmak yerine çalmayı ve leş yemeyi tercih ederler. Kürtler sürüler halinde yaşarlar ve düşmanlarına genelde toplu halde saldırmayı tercih ederler.

Hayvanlar aleminin bu insanımsı yaratığının evrimi konusunda kesin bir bilgi sahibi olmamıza rağmen çeşitli türlerin karışmasından türediği varsayılmaktadır.Ancak tüm bilim adamlarını hayrete düşüren şey evrimini geriye doğru yapmasıdır. Kürtlerin kontrol altına alınmaması ve üremeleriyle mücadele adilmemesi nedeniyle kürtler insalık için büyük tehlike arz etmektedir ancak bazı "çok iyimser" devlet adamları ve bilim çevreleri bu yaratıkları bir tehlike olarak görmeyip birlikte yaşayarak zararsız hale getirme, ve hatta insanlaştırma gibi -bilimkurgu filmlerinde bile olmayan- hayallerle kürtlere karşı gereken önlemi almamışlardır.kürtler şu anda yaşadıkları yerde bir mikrop şeklinde yayılmakta ve insanlığa verdikleri zararlarını devam ettirmektedirler.

kürtlerin töre cinayeti dedikleri aslında kendi kızını siken babanın aklanması

kürtler ilk cinsel deneyimlerini ahırdaki eşşek yada katırla yaparlar ...
onlar için ana bacı kavramı yoktur .. hatta içlerinde birçok ibnelerde vardır , kürtlerin iale içi sapık ilişkilerinin küçük bir bölümü güvenlik güçlerine yansmaz kürt önce bacısını siker sonra diğer aile üyeleribabası abisi siker sonra kız evlenir... kız çıkmaz babasına geri verir babasıda kızı töreydi namustu diye öldürür, bu sorunu bu şekilde çözerler...

Bir kürt Kızı Evleniyor

Bir kürt Tanımıştım

Bir kürt tanımıştım ondört çocuklu
Dışardan bakınca hali acıklı
Yırtık ayakkablı yırtık gocuklu
Türk milleti kanmaz artık sözüne
kürt denen ifritin tükür yüzüne

Çok çocuk yapması töreden diyor
Çocukları veren Yaradan diyor
Ekmeği denizden karadan diyor
Salıvermiş memleketin düzüne
kürt denen ifritin tükür yüzüne

Sekizi erkekmiş altısı dişi
Yaparlar her yerde her türlü işi
Bütün pisliklerin bunlardır başı
Çirkeflikte yetişilmez hızına
kürt denen ifritin tükür yüzüne

Birisi okulda esrar satıyor
Biri genelevde kapı tutuyor
Diğeri poşette tiner yutuyor
Dağdakinin kan bürünmüş gözüne
kürt denen ifritin tükür yüzüne

İkisi ininden gece çıkarlar
Hırsızlık yaparlar dükkan yakarlar
Suçlarını başkasına yıkarlar
Rastlanılmaz olur itin izine
kürt denen ifritin tükür yüzüne

İt havlamasına benziyor sesi
Leş gibi kokuyor hala nefesi
Biri söz yazıyor biri güftesi
Toz konmuyor davuluna sazına
kürt denen ifritin tükür yüzüne

Kızlardan ikisi mitinge gider
Askere polise galeyan eder
kürtçe sloganlı şarkılar söyler
Bayrağım der çaputuna bezine
kürt denen ifritin tükür yüzüne

Biri loş odada işler çevirir
Birisi halt yiyip çamlar devirir
Küçük kızda büyüğünü sömürür
Anaları memnun, vurmaz dizine
kürt denen ifritin tükür yüzüne

Soysuzlarda namus nerde ar nerde
Ahlaksızlık yapar her an her yerde
Çekilmesin sakın gözüne perde
Güven olmaz erkeğine kızına
kürt denen ifritin tükür yüzüne

Mademki kürtsün...Baban kim diye anan düşünsün...

kürtler NEDEN İBNE FİLMLERİNDE OYNUYOR ???

ARKADAŞLAR kürtlerin ALAYI İBNE FİLMLERİNDE BİRBİRLERİNİ SİKİYORLAR BUNLARDA YURTDIŞINDA MEN OF ADANA MEN OF ANKARA ADLARIYLA PİAYASAYA SÜRÜLÜYOR ..KENDİ ANASINA BACISINA SULANANDAN NE BEKLERSİN Kİ

BULABİLİRSEM BURDA BU ŞEREFSİZ İBNE KÜRTLERİN İBNE FİLİMLERİNİDE YAYINLAYACAĞIM ..





ye millet 100 metreden kürt olduğu belli olan bu hayvanların filmlerine bakın ver parayı kürdolar siksin birbirini , bu şerefsizler işte böyle
istanbuldaki travestilerin %80 i kürttü meniyet raporları ile sabit


http://gay.theater.moviemonster.com/dispatcher/movieDetail?movieId=47961&theaterId=20978

EN İYİ KÜRT HiÇ DOĞMAYANIDIR.

Lağamdan fenadır kürd, iki sürt bi dürt...

Gülü Seven Dikenine Kürdü Seven Bitine Katlanır

ACEMI BERBER kürt ESEGINDE ÖGRENIR TRASI

kürt DİŞİSİNİN GEBELİK SÜRESİ KAÇ AYDIR ?

AYıların gebelik süresi 8 ay eşşeklerin 7 ay küdün gebelik süresi 6,5 aydır

kürt HAYVANININ DİŞİSİ

kürt HAYVANI APO SİKİ TUTTUĞUNU ANLAYINCA SÜT DÖKMÜŞ KEDİ OLUYOR



OO APO SİKİ TUTU ''DEVLETE HİZMETE HAZIRIM DEMEYE BAŞLAR




kürdün YATTIGI YER HELADIR,BEŞERIN BAŞINA BELADIR

Yahudinin gururu yoktur, kürtün onuru yoktur.

Kürdün anasi BELLİ , BABASI YÜZELLİDİR

Eşeğe kürtsün demişler,eşek 3 gün yiğip içmemiş

kürt TEN OLSA EVLIYA SAKIN SOKMA AVLUYA

APO KÜRDÜNÜN SİKİ TUTMUŞ HALİ

kürdün ıkına sıkına olmayan tarihinde kendisine lider diye çıkarabildiği en yüksek şahsiyet..."Turkish Power" SexShop'un imralıda çekimlerini yaptığı vibratör tanıtımında DavarBaşı APO ilginç açıklamalarda bulundu. Örgüte gelir kaynağı sağlamak için bu tip bir tanıtımda görev aldığını söyleyen öcalan "türk yarrağını daha önce tatmıştım, tüm dünyaya tanıtımını yapma görevi bana verildiği için çok sevindim, AB 'ye başta Fransızlara tavsiye ederim, çok büyük ve zevkli" dedi. Çekimden sonra gardiyanlarla kalite testi yapacaklarını belirten öcalan sadece bir görüntü almamıza izin verdi.

Rezil kürtlerin iğrenç çizgifilmi : MEMO

KÜRT TEHLİKESİNİN DİĞER YÜZÜ: EĞİTİMLİ KÜRTLER

Günümüze kadar kürt tehlikesi yalnızca terör bazında, eğitimsiz insanlar düzeyinde yaşanmıştır ve birçok şehit pahasına da olsa ordumuzun gücü sayesinde bu tehlike azaltılmıştır. Ama daha büyük ve daha sinsi tehlike çok yakınımızdadır: Eğitimli kürtler.

Hukuk fakültesinden mezun olan kürtler avukat olmanın yanısıra hakim, savcı ve noter de oluyorlar. Siyasal bilimleri bitirenler kaymakam, vali oluyorlar. Polis akademilerini bitirenler komiser oluyorlar. İktisadı, işletmeyi bitirenler üst düzey yönetici oluyorlar; tapuya, kadastroya giriyorlar. Eğitim fakültelerini bitirenler ögretmen oluyorlar. Dil tarih fakültelerini bitirenler tarihçi oluyorlar. Bunların bir kısmı devlet içerisinde önemli noktalara kadar çıkıyorlar. Tayyip Erdoğan başbakan olmadan önceki Amerika ziyareti sırasında övünerek T.B.M.M.'nin %60'nın kürtlerden oluştuğunu söylemedi mi?

Kilit noktalar kürtlerin ellerine geçmeye başladı. Eskiden de vardı ama azdı. Türklere, Türk düzenine karşı çıkacak güçte değillerdi. Şu anda ise kitlesel olarak artıyorlar. Gayri meşru yollarla mafyacılıktan, genelev patronluğundan, uyuşturucu ve kadın ticaretinden, pavyon ve kumarhane işletmeciliğinden, silah kaçakçılığından elde ettikleri paralarla sermeye sahibi de olmaya başladılar. Avrupalı ve Amerikalı patronlarının katkılarını da unutmamak gerekir.

Maddi gücü eline geçiren kürtler tarafından Türklere uygulanan "milliyetçilikten soğutma" politikaları sayesinde Türkler özlerinden uzaklaştırılırken, kürt ırkçılığı temelinde yetiştirilen kürtler ise büyük bir kin ve nefretle kendi yollarında ilerlemeye çalışıyorlar. Terörizmi kürtlerin sözde yoksulluğuna ve ezilmişliğine bağlayan zihniyetlere göre paraya kavuşan, rahata ulaşan kürtlerin terörizmden uzak durması gerekir. Ama bu tez geçerli değil. Çünkü çok lüks semtlerde yaşayan, büyük şirket sahibi, lüks araç sahibi olan kürtler terörden uzaklaşmıyorlar. Tam tersine teröristleri besliyorlar. Onlara maddi kaynak sağlıyorlar, geceler düzenliyorlar. Filmler çekerek kürt kültürünü yaymaya çalışıyorlar. Onlar büyük kürdistan hayaliyle hızla ilerlerken bizlerin önüne dikilip "Milliyetçilik ayıptır, geçmişte kalmıştır, Türküm demekten utanmalısınız, kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz, halkların kardeşliği önemlidir" diyorlar.

Madem biz kürtlerle kardeşmişiz, Leyla Zana neden Talabani ve Barzani'ye gönderdiği mektupta "Halkımızın acısını paylaşıyoruz, ilerleyişimizi kimse engelleyemez" türünden ifadeler kullanıyor? Demek ki Leyla Zanalar, vs. bilinçsiz Türklere aşılanmaya çalışıldığı gibi bizim halkımız, kardeşimiz değil, Barzanilerin, Talabanilerin kardeşi, halkı.

Gerçekten bir çok Türk bu durumun farkında değil. AB pasaportlarıyla, malla mülkle, parayla satın alınan sözde aydınlarımız (!) Türk toplumunu milliyetçilikten soğutmaya çalışırken, kürtler büyük kürdistan hayaliyle, bilinciyle yetiştiriliyor. Güç dengeleri Türkler aleyhine hızla bozuluyor. Milli yozlaşmanın had safhasına ulaştığımız günümüzde, bu süreci basın-yayın organları hızlandırıyor. Artık insanlar televizyondaki kürtçe şarkılara, dizilere tepki göstermez oldu. Yılmaz Erdoğan utanmadan T.B.M.M. girişinde kürt şivesiyle konuşuyor, şakalar yapıyor ve "Oh olsun, nasıl da kürtlüğü yüceltiyorum; filmimi Türklere seyrettirip alkışlatıyorum" dercesine atıp tutuyordu. (Gerçek anlamda eleştirmenler ve filmi izleyen kişiler filmin çok basit ve berbat olduğunu söylüyorlar. Hatta bir uzman "film berbat ama Yılmaz Erdoğan kendini iyi pazarlıyor, yoksa film beş para etmez" diye yazmıştı.)

Bir tarafta Türklük bilincinden inanılmaz bir hızla uzaklaşılması nedeniyle her gün daha da yoksullaşan biz Türkler; diğer tarafta ise kürtlük bilinciyle yetişen ve gayri meşru yollardan sermayeyi de ele geçiren kürtler... Hakim, savcı, avukat olan kürtler tabi ki kürt teröristleri koruyacaklar, onların eylemlerine göz yumacaklar. Çalıştıkları bölümlere kendi soydaşlarını dolduracaklar; tapu, kadastro onların eline geçecek.

Öğretmen olan kürtler, gencecik çocuklarımıza Türk kültürü yerine kürt kültürünü aşılıyorlar. Düşünebiliyor musunuz kürt öğretmenin elinde yetişen Türk çocuklarının geleceklerini? Tarihçi olan kürtlerin tarihi kendi lehlerine değiştirme çabaları olmayacak mı? Tarihi kendi kürtlük bilinçlerine göre yazmayacaklar mı dergilerde kitaplarda? Bunlar güvenilir insanlar mı ki her şeyimizi onlara teslim ediyoruz ve milletimizi Türklük bilincinden uzaklaşmalarına göz yumuyoruz?

Zenginliklerine zenginlik katan sözde aydın kesim basın-yayın organları yoluyla büyük bir savaş veriyor. Bu savaş, "hangimiz daha fazla Türk'ü Türklük'ten uzaklaştırabileceğiz, hangimiz kürt kültürünü Türkler arasında daha fazla yayabileceğiz" savaşıdır. Evet sözde aydınlar böyle bir yarış içindeler. Hatta yarışı daha da kızıştırmak için çesitli ödül törenleri düzenleniyor. Bu sözde aydınlar aptal olsalardı kafaları bu kadar kurmazlığa çalışmazdı. Niyetleri farklıdır ve her zaman ısrarla üzerinde durduğum gibi soylarında gayri Türklük vardır. Bunlar gerçek Türk değillerdir.

Annesi Macar, babası Romanyalı olan bir kişinin, damarlarında azıcık Türk kanı olduğu için gözlerinin parlamasına; Lübnan asıllı bir diğerinin 3-5 kuşak önceki bir atası Türk olduğu için övünmesine şahit oldum. Genetik yapılarında birazcık Türklük bulunan kişiler dahi "Türk" adından etkilenerek gözleri parladığına göre bu sözde aydınların Türk olması imkansız.

Sonuç itibariyla Türklük bilincine sahip olan Türklere çok büyük bir görev düşüyor. Kürt tehlikesini toplumumuza anlatmak ve bir şekilde anlamalarını sağlamak zorundayız. Beyinleri ümmetçilikle uyuşturulmuş ve yoksulluk çemberine sokularak geçim derdinden başka birşey düşünemez hale getirilmiş soydaşlarımıza "Kilit noktaları kürtler ele geçiriyor, Türklüğün yarınları için tehlike arz ediyorlar." dediğinizde sizi anlamak istemeyecekler; "Biz din kardeşiyiz, müslüman müslümana zarar vermez" diyeceklerdir çünkü Türklerin milli bilinçlerini köreltebilmek amacıyla yegane kardeşlik türü olarak din kardeşliği ögretiliyor. Ama bıkmadan, yılmadan topluma bu tehlikeyi göstermek zorundayız. Tehlikenin bu yönünü önce biz çok iyi kavramalıyız ve toplumun psikolojik yapısına uygun anlatma şekilleri, yolları bulmalıyız.


18 Şubat 2004

2 tane dürüm alacağdım

dürümcünün sesi uzaktan hoş gelir
hellada götüm acıdan can verir
sanki sıçtığım bok kızgın bi demir
igkii danne dürüm alacaağağaadım

biz yeriz bol acı
hep gotümde bu sancı
yine geç galdı ayrancı
igkii danne dürüm alacaağaadım

dürümcüye gittim cebimde para
dürümcü koydu lavaşın içine bişe kara kara
bide ayran almıştım bi ara
igkhi danne dürüm alacaağıdım

ibrahamdan istedim 2 dürüm
ula dedi bunlar72.46 yeni sürüm
artık gırmızı akıyo dölüm
igki danne dürüm alacağadım

acıdan iflağım gaydı
bu dürüm beni baydı
72 ayran içtim aha bu saydı
igki danne çüpşiş alacağağaadım

çüp şişin alti yandiiy
ibrahim pişti sandiiy
çiğ yedim garnim gurtlandi
yine igki danne dürüm alacağağadım

ula dürümün içinde et yok
ibrahim bunu götüne sok
artık benim garnım dok
igki tanne üçç alacaaağağaadım

ibram senden dürümcü mü olur
sen tut da dürüme şeker doldur
bütün adana hastanelik olur
ikgi danne dürüm alacağağağadım

ibrahim dedi lahmacun var
dedim bu acısız beni bayar
72 tanne yedim vallah çırak sayar
5184 danne hayran alacağağağaaadım

acıdan ağzim yandii
ibrahim buna gandii
ula kürdün ağzi yanarmii
igki danne dürüm alacğağağaadım

geçen gördüm ibo ağzına şeker attii
ardından rüsteme gotünü satti
şeker diyince tüğlerim galktii
igki tanne ibne alacağağaadım

kürtler hemen börekçiye goşti
yiyen hakkın rahmetine gavuşti
galanlar gorkudan sıvıştii
vallah ben bişey almayacağağadım

ibram dürümü bıraktiy
sonra börege başladiy
bi gece camdan aci aci baktiy
börege şekeri gattiy
son bi kez etrafına baktiy
sonra böregi agzına attiy
gafasında şimşekler çaktiy
kendini ayran kutusuna zor attiy
igki dene dürüm alacaadım bolaacıliy

ibo devri gapandiiy
supiy tezgahi ibolardan çaldiiy
o doğuştan kebepçiiy
igki danne dürüm hemde hacıliiy

ibramın ogli uyandı
supiye bi parmak attiy
supi dürümleri hemen sattiy
igki dene dürüm alacamaaaaam

supiy bi dürüm yaptiy
acıdan gotüm havaya galktiy
çırak ağzıma 7 ayran attiy
supi bu işi gaptiy

Supi ocagi yaktiy
dürüme 1 kilo acı gattiy
yiyeni 2. kata zıplattiy
1 gasa ayran alacaaadım

acıdan iflahım gaydı
adanadan istanbula goşma rekorum 6 aydı
günde yediğim yemek 100 dürüm 123432424 ayrandı
igki dane dürüm alacaaadım

KÜRT HAYVANININ ÖZELLİKLERİ

Kürt Hayvan'ı..



Ancak Aç Kaldıklarında Şehir ve Köylere Inip Kendilerine Yiyecek Ararlar.

Kürtlerde Yurt Kavrami Olmadığı Için Indikleri Şehir ve Köylerde de
Hayatlarını Sürdürebilirler..

Kürt Hayvanı Çok Kısa Sürede Ürer ve Doğal Çevreye Zarar Vererek Bulunduğu
Çevrede Yaşayan Diğer Canlı Türlerinin Yaşamasını Engeller..

Bir Dişi Kürt Ortalama 50 Yıllık Hayatı Boyunca 10-15 Arasi Enik
Doğurabilir.

Kürtler Hayvanlar Arasında En Gelişmiş Dile Sahip Canlılardır.

Yaklaşık 500 Değişik Ses Çıkararak Birbirleriyle Anlaşabilirler.

Kürtler Yaradılış Olarak Hain, Sinsi ve Asalak Yaratıklardır..

Üretmeden Tüketmeyi Yani Avlanmak Yerine Çalmayı ve Leş Yemeyi Tercih
Ederler.

Kürtler Sürüler Halinde Yaşarlar ve Düşmanlarına Genelde Toplu Halde
Saldırmayı Tercih Ederler.

Hayvanlar Aleminin Bu Insanımsı Yaratığının Evrimi Konusunda Kesin Bir Bilgi
Sahibi Olmamıza Rağmen Çeşitli Türlerin Karışmasından Türediği
Varsayılmaktadır..

Ancak Tüm Bilim Adamlarını Hayrete Düşüren Şey Evrimini Geriye Doğru
Yapmasıdır.

Kürtlerin Kontrol Altına Alınmaması ve Üremeleriyle Mücadele Edilmemesi
Nedeniyle Kürtler

Insalik Için Büyük Tehlike Arz Etmektedir.

Ancak Bazı "Çok Iyimser" Devlet Adamlari ve Bilim Çevreleri Bu Yaratıkları

Bir Tehlike Olarak Görmeyip Birlikte Yaşayarak Zararsiz Hale Getirme, ve
Hatta

Insanlastirma Gibi - Bilimkurgu Filmlerinde Bile Olmayan - Hayallerle
Kürtlere Karşı Gereken

Önlemi Almamışlardır.

Kürtler Şu Anda Yaşadıkları Yerde Bir Mikrop Şeklinde Yayılmakta ve
Insanlığa Verdikleri Zararlarini Devam Ettirmektedirler.

Tür Kürt yada Kürdo da Denen Hayvan Türü, Fiziksel Olarak Insana En Çok
Benzeyen Türdür..

Arka Ayakları Üzerinde Yürüyebildikleri Için Insanlarla Birlikte Yaşamakta
Zorluk Çekmezler..

Ancak Yaydıkları Pis Koku ve Dikkatli Incelendiğinde Görülebilen Farklar
Sayesinde

Fiziksel Olarak Insandan Ayrilabilirler.

Kürtlerin Doğal Yaşama Alanlari Dağlardır..

İŞTE BİR kürdün HALİ ANASINI MEHMETCİK SİKMİŞ BAKINIZ....

APO KÜRDÜDÜNÜ İMRALIDA SİKMİŞLER HAMİLE KALMIŞ -MİLLİYETİN HABERİ !-

http://roxie85.sitemynet.com/mynet_resimlerim/z.oc.jpg

DTP Lİ HAYVANLAR APO İÇİN BİSİKLETLİ EYLEM YAPTILAR

KÜRDÜN SONU

ADI: İBRAHİM TATLISES, PKK FİNANSÖRÜ

ADI: İBRAHİM TATLISES, PKK FİNANSÖRÜ

ERNK Raporu:

"İbrahim Tatlıses'in kuru sözcüklerden ibaret olmayıp icraatları, gerek
yaptığı bağışlar ile gerekse de fiili birtakım yardımlarıyla oldukça göz
doldurduğu bilinen bir durumdur. Ayrıca bu şahsın deşifre olma korkusunu
üzerinden atması için kendisini "faşist" Türk Ordusu'na gözyumdurucu
nitelikte parasal rüşvet vermesine de partimiz tarafından izin
verilmiştir.
Çünkü bu şahıs süreç içerisinde olduğu gibi bizim için uzun vadede de çok
faydalı olacaktır. Hayati endişesi nedeniyle ülkücülerin ve mafyanın
çatısı altına girdiğini bize ileten bu şahıs "kürdistandan" gönderilen yaralı
arkadaşlarımızı da himayesi altına alıp tedavi edilmelerini sağlamaktan
kaçınmamıştır.................Parasal destek olarak da kendisinden 1.500.000 dolar bağış
alınmıştır. Bu meblağ Tatlıses'in 1997'ye kadar partimize yaptığı sadece
parasal destektir....."
Bölücübaşı Apo'nun sorgu tutanaklarından:
"Tatlıses Turizm'in gönüllü yardımlarını gördük....."

DİNLEDİĞİNİZ, SATIN ALDIĞINIZ HER İBRAHİM TATLISES KASETİ SİZE VE
EVLATLARINIZA PKK KURŞUNU OLARAK GERİ DÖNMÜŞTÜR....




(Kod Adı: Killer of The Mehmet's adlı kitaptan alınmıştır)

kürtler asalak olmadan yaşayabilir mi?

Şerefsiz bir sürünün nesilleri hiçbir hürriyete layık değildir.
Fakat layık olmayı geçelim;
sizce kürtler bu kapasitesizlikle bağımsız yaşamayı başarabilirler mi?

Kürtler, kendilerini Dünya'ya iyi tanıtamadılarsa Suç İslam'ın mıdır?

Yüzyıllardır, çağlardır dağlardan inmeyip kente düşman olan eşek suratlı Kürt denen hayvan sürüleri, Dünya Tarihi'nde kendilerine iyi yer ayıramamışlarsa, değerlerini hakim kılamayacak kadar zayıf ve parça parça aşiretler halinde yaşıyorlarsa bunun suçu Türklerde midir?Bir de İslam'ı en iyi yaşayan ırk olarak Türkler belirdiğinden, Türklere olan düşmanlıklarını ve kinlerini, İslam'a taşırlar!

Kürtlere en büyük ve hakettiklerinden milyon kere kat kat fazla değeri İslam vermiştir arkadaşlar.Ama bunu bilemeyecek kadar cahil, nankör eşek Kürtler var, işte bu beni çıldırtıyor.Kendi tembelliklerinin sorumluluğunu ve suçunu İslam'a atıyorlar! :(

EVET BEN BİR KÜRT DÜŞMANIYIM!!!!

Kürtlere 'Kürt' diye hitap etsek kırılırlar, kendi ırkının isminden rahatsızlık duyan Kürtlere ben mi saygı göstereceğim, heriflerin ve avratların kendi ırk kimliklerine saygıları yok.Kendilerinden utanç duyan ırkın Dünya'da ırk kimliği olarak yaşamaya hakkı var mı?Soruyorum size.

Kendinden bihaber, çoğu Türklerden monte edilmiş kültüründen bihaber bu kadar sorumsuz bir ırk daha var mıdır Dünya'da?

Kürdistanmış...
Hadi lan götü sikliler!O 'Kürdistan' ünvanını bile Türk Selçuklular verdi, siz kazanmadınız aşiret ırkı Kürtler!

Medler'miş...
Hadi ordan ablalarını bacılarını düzdüklerim!Dünya'da tek bir eser bırakmamış kavime bilimsel kanıtı olmadan nasıl 'ecdat' dersiniz, bu da size yakışır bilimden uzak Kürtler!

KÖLESİNİZ, HAK ETTİNİZ VE KÖLE KALMAYA MAHKUMSUNUZ!

Bütün Kürt kızlarının memelerini emmek dışında Kürtlere hiçbir sempati beslemiyorum!

Tarih 28 Mart 1994

İstanbul Aksaray'da oto galerisi, yeleklerinin üzerinde "polis" yazan, 8 kişi tarafından basıldı. 42 yaşındaki galeri sahibi ve 32 yaşındaki yeğeni, dükkanda bulunan müşteriler ve konukların gözleri önünde, "karakola gitmemiz gerekiyor" diye alınıp götürüldü. Galeri sahibi daha önce de uyuşturucu kaçırdığı, PKK'ya parasal yardım ettiği iddialarıyla gözaltına alınmıştı. Bu nedenle karakola götürülmesini hiç yadırgamadı.

Ertesi gün
Kınalı - Sakarya TEM otoyolunda, Hendek gişelerine bir kilometre kala, şakağına sıkılan tek kurşunla öldürülen galeri sahibi ile kalbine üç kurşun sıkılmış, gözleri bağlı yeğeninin cesedi bulundu...O günler, PKK'ya yardım eden Kürt işadamlarının öldürüldüğü günlerdi...

Aradan yıllar geçti.
Öldürülen Kürt işadamının bir başka yeğeni bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı.
Öyle sıradan bir danışman değil ama; 10 Aralık 2002 tarihinde, Beyaz Saray'da ABD Başkanı Bush ile AKP Genel Başkanı R.T. Erdoğan'ın yaptığı toplantıya katılan birkaç isimden biri. Babası milletvekili. Babası bir dönem insan hakları meseleriyle çok yakından ilgiliydi; dernek başkanıydı; fırsat buldukça da İstanbul-Ankara belediyelerinin köprü, yol ihalelerini alırdı. Ailece S-300 Mercedese biniyorlar...
Danışmanın üniversite mezunu bile olmadığı söyleniyor.
Başbakan Erdoğan'ın bu danışmana özel bir sevgisi olduğu biliniyor.

İki:
Bu danışman Güneydoğu'nun en büyük Kürt aşiretinin üyesi.
Dedesi ilk Kürtçe tiyatro eseri yazan bir edebiyatçı. Ehl-i Sünnet dergisinin sahibi. Türkçe-Kürtçe yayınlanan "Jin" dergisinin önde gelen isimlerinden. Danışmanın halası, faili meçhul bir cinayete kurban giden Kürt hareketinin önde gelen isimlerinden bir aydının eşi. Danışmanın eniştesi öldürüldüğünde Abdullah Öcalan başsağlığı mesajı yayınladı. Öldürülen bu Kürt aydının yeğeni milletvekili de yine faili meçhul bir cinayete kurban gitti. Danışman yakın akrabaları gibi Doğu ve Güneydoğu'da gezmiyor. O'nun bir ayağı hep Amerika'da. Orada da sıradan yerlere gitmiyor. Örneğin bugünlerde, Florida TAMPA'da ABD Askeri Komuta Merkezi'nin bulunduğu Mac Dill Hava Üssü'ne sık sık uğradığı söyleniyor. Biliyorsunuz, ABD'nin Irak işgalini komuta ettiği 9 merkezden biri burası. TÜSİAD üyesi bu danışman, Başbakan Erdoğan' ın özellikle yurt dışındaki tüm resmi-özel görüşmelerinde bulunuyor.
Erdoğan'ın "aklının yarısı" olduğu iddia edilen bu danışman, işin tuhaf yanı, daha çok Korkut Özal'a yakın.

Üç:
Bu danışman aslen Diyarbakırlı. Ama doğum yeri başka. Fakat Kürt olduğunu saklamıyor. Gazi Üniversitesi Kamu yönetimi mezunu. Dil bilmiyor sayılır. Bir dönem radikal ıslamcıydı. Yaşar Kaplan'ın aylık Düşünce Edebiyat dergisinde editörlük yaptı. Buradan daha ılımlı, Ali Bulaç'ın Bilgi ve Hikmet Dergisi'ne geçti. Ali Bulaç sayesinde R.T. Erdoğan ile tanıştı. Sonra Yeni şafak gazetesine geçti, köşe yazarı oldu. Bir ara Dinç Bilgin grubunda, sonra Aydın Doğan grubunda ve son olarak da Uzan grubunda çalıştı... Yoksuldu; üniversitede yurtta kalıyordu; şimdi lüks otellerden çıkmıyor, 100 bin dolarlık jeeplere biniyor. Bekar. Kırık bir aşk hikayesi var. Yazmam ama... Meclis kulisinde dedikodu yapmayı seviyor: iki yıl önce Lale Mansur ile flört ettiğini söylüyordu, şimdi de Deniz Akkaya ile 6 ay birlikte olduğunu... Sohbetleri renkli olsa da, AKP Grubu bu danışmanı hiç sevmiyor. Öyle ki, "Grupta ikinci tezkereyi geçirmek için, Amerikayı göklere çıkaran konuşmaya kızıp hayır oyu verdim" diyen AKP milletvekilleri var! Bu danışman-milletvekili Başbakan Erdoğan'a özellikle Ortadoğu konusunda danışmanlık yapıyor...

Dört:
Babası Güneydoğu'da bir şehrin belediye başkanıydı. O ise Beyaz Saray'ın yeminli müşaviriydi. Nerden nereye... ABD vatandaşı olduğu iddia ediliyor. Ama şimdi o hem danışman hem milletvekili.
Uzatmayalım. Başbakan Erdoğan'ın tüm danışmanlarının Kürt olmaları tesadüf mü? Öyle kabul edelim! Peki hepsinin bir şekilde ABD ile yakın temas içinde olmalarını nasıl açıklayacağız? Bilmem.
Ama bildiğim şudur: Ağrı Diyadin DEHAP ilçe Başkanı Mehmet Nuri Sarı'nın, Abdullah Öcalan'a, "Sayın" dediği için 2 yıl 1 ay hapse mahkum edilmesinin bugün hiçbir anlamı yoktur.

Türkiye, içindeki düşmanını yanlış yerlerde arıyor;
biraz kafasını kaldırıp yukarıya bakması gerekiyor...


Esenlikle Kalınız,

Evi bastılar kurtarın bizi

Evi bastılar kurtarın bizi
Kocası görevdeydi ve 2 çocuğu ile evde yalnızdı polisin eşi... Evi saran grup önce taş yağdırmaya arkasından kapıyı zorlamaya başladı

Çaresizliğin böylesi
Çığlık çığlığa ağlayan çocuklarını alıp banyoya sığındı. Salonda kalan telefonunu almak için gittiğinde içeri yağmur gibi taş yağıyordu. Kapı her tekmede esniyor, arkasına dayalı sandığı zorluyordu. Her an kırılabilir, kalabalık içeri girebilirdi.

Karakolda bulunan polis memuru, eşinden gelen telefondan sonra çıldıracak gibi olmuştu. Çünkü karakol da saldırı altındaydı. Tek başına dışarı çıkmayı başarsa bile evlerini saran ve bir bölümü silahlı kalabalıkla baş etmesi imkânsızdı.

Silah sesleri geliyordu
Polisin eşi dehşet içinde dua ederken uzaktan silah sesleri gelmeye başladı. Gelen emniyetin panzeriydi. Evi saran kalabalığı havaya ateş açarak dağıtmaya çalışıyordu. Ve Hakkâri�de 16 Kasım 2005'te, 10 polisin ailesi aynı dehşeti yaşıyordu.

Dikkat! Bardak taşıyor
Şemdinli'den Yüksekova'ya geçiyoruz. Adını terör ve uyuşturucu kaçakçılığı ile duyuran, sokaklarında 06, 34 plakalı lüks ciplerin cirit attığı Yüksekova'dayız.

Tabelasına göre 59 bin nüfuslu Yüksekova'da malikâneler, lüks villalar, plazalar dikkatimizi çekiyor. Dikkat çeken bir başka şey ise kentti boydan boya geçen Cengiz Topel Caddesi'ndeki sloganlar..

APO'YA ÖVGÜLER
Apo'ya övgüler, T.C.'ye küfürlerle dolu sloganları içimiz acıyarak okuya okuya caddeyi katettik ve ilçe Emniyet Müdürlüğü'ne geldik. DEHAP ilçe örgütünden önce buraya gelmemiz, hiç hoş karşılanmıyor.. Bunu ilerleyen saatlerde kentin ana caddesinde yürürken, fırlatılan nefret
dolu bakışlar ve arkamızdan edilen Kürtçe küfürlerden anlıyoruz.

HEPSİ BİR DEĞİL
Benim amacım, okura şu sorunun cevabını iletmek 'Buralarda polis olmak nasıl bir iştir'..
Elbette Yüksekova'da yaşayan devletine, bayrağına saygılı pek çok insan var. Ancak 40 bin kişinin ellerinde PKK bezleri ve Apo posterleri ile yürüyüş yaptığı, devrilen panzerin altında kalan polisi bile molotof atarak yakmak isteyenleri barındıran bu kentte, polis olmak nasıl bir duygudur. Bunu
duymak ve duyurmak istiyorum.

PANZERi DELEN TÜFEK
Emniyet Müdürlüğü'nün bahçesine çekilen panzeri inceliyoruz. 10 Kasım'daki büyük isyan provasında atılan kurşunların izleri açık seçik görülüyor. Hatta camı bile delinmiş. Yanımdaki polise 'Bu camlar kurşungeçirmez değil mi?' diye soruyorum. Cevabı şaşırtıcı. 'Çok özel bir tüfekle atılmış.. Kalaşnikof, hatta Bixi (Uzun namlulu suikast silahı) bile delemez. Muhtemelen Kannas olmalı' diyor. Hakkâri Valisi Erdoğan Gürbüz'ün 'Göstericiler silahlı' açıklaması doğru galiba. Durum tahmin edemeyeceğimiz kadar vahim.

SİLAH KULLANIRSAN...
Genç bir amir geliyor yanıma. Çok dolu.. Basında çıkan haberlerin PKK güdümlü kalkışmayı 'Demokratik hak' olarak gösterilmesine isyan ediyor. Şunları yazmamı istiyor. 'Başımızın üzerinden kurşunlar vızıldayarak geçiyor. Arkadaşlarımız yaralandı. Çok açık şekilde nefsi müdafaa durumunda kaldık. Devlet, kendisini korumak için bizi çalıştırıyor ama, bırakın devleti, kendi canımızı bile korumak için bile silah kullansak hayatımız kararıyor.

BARDAK TAŞTI ARTIK
Üzerimize taş ve kurşun yağdıran isyancıların hepsi serbest bırakıldı. Savcı, tek tek polisin silah kayıtlarını inceliyor. Sanki isyan eden bizmişiz gibi, polis kurban edilmek isteniyor. Şunu açıkça söylüyoruz. Bu olaylar yüzünden bir tek arkadaşımız yakılırsa, akla hayale gelmeyecek tepki gelecektir polisten..
'Bardak taştı artık.'
Amiri doğrulayan bir başka baş komiser daha can alıcı gelişmeden söz ediyor.
'Evlerimiz basılacak diye korkuyoruz' diyor..
Soruyorum..
'Siz lojmanda kalmıyor musunuz?'..
Lojmanların yetmediğini pek çok polisin kiralık evlerde oturduğunu söylüyor ve ekliyor:
'Lojman dışında yaşayan polislerin ailesi açık tehdit altında. Tamamen tecrit edilmiş durumda yaşıyorlar. İşgalci düşman güçleri olarak gördükleri polisin ailesine de düşmanlar..'

DUR! ABARTMA
'Bir dakika.. Orada dur' diyerek sözünü kesiyorum.. 'Galiba son olaylar asabınızı fazla bozdu.. Burası Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ilçesi. Elbette her yerde kötü insan da olur ama, hepsini aynı kefeye koyarak haksızlık ediyorsun.'
Tepkisi sert oluyor.. 'Hepiniz aynısınız. Yaşamadığınız, görmediğiniz şeyleri tahminlerle, basma kalıp, şablon fikirlerle yazıp çiziyorsunuz.. Buradaki son olaylarda 30 polisin ailesi neden evlerinden alınıp lojmanlara taşındı sanıyorsun. Bir uzman çavuş nasıl rehin alındı, nasıl ölümden kurtarıldı bilmiyorsun?. Haydi biz abartıyoruz. Neden Hakkari'de evleri basılan polis aileleriyle gidip röportaj yapmıyorsun?..'

BU SÖZLER İRKİLTİCİ
Bu son söyledikleri ile irkiliyorum.. 'Sen ciddi misin?' diye soruyorum.. 'Yok dalga geçiyorum' diyerek sinirli bir şekilde uzaklaşıyor.. Diğer polise dönüyorum.. Bir şey sormama fırsat vermeden en kutsal şeylerin üzerine yemin ederek 'Eğer ailemi kaçırıp dağa kaldırırlarsa, eğer çocuğumun kılına zarar gelirse a.... k.... buranın. K...... y......' diyor. İşte burasını yazamıyorum. Çünkü yazarsam başım savcılarla fena halde derde girebilir.. Hepsine tekrar geçmiş olsun diyerek rotayı hemen Hakkari'ye çeviriyorum.. Yol boyunca 'Abartmıştır, söylentidir.. Bu durumlarda fısıltı gazetesi çok şey üretir onlardan biridir' diye kendi kendimi kandırmaya çalışıyorum..

Evimiz taşlanıyor kapı zorlanıyordu
Kent karışıktı. Kocası görevdeydi. 2 çocuğu ile yalnızdı polisin eşi. Yüzleri poşu ile sarılı kalabalık kapıyı kırmak üzereydi Hakkâri�deyim. Teferruatla zaman geçirmeyip hemen duyduklarımı sizinle paylaşmak istiyorum. 2 saat dil dökerek konuşmaya ikna ettiğim bir polisin eşi ve 11 yaşındaki oğlunun anlattıkları ile siz de dehşete düşecek, irkileceksiniz..
Temennim, irkilmesi gerekenlerin de artık uykudan uyanması..
Tarih 16 Kasım 2005 .. Bölücü örgüt, Şemdinli olaylarını bahane ederek Hakkâri�de esnafa kepenk kapattırıyor. Yapılan basın açıklamasını bir DEHAP klasiği takip ediyor. Kalabalık gruplar polise, kamu binalarına ve (Bu ilk defa oluyor) polis ailelerinin yaşadığı evlere saldırmaya başlıyor.. Saldırıya uğrayan 10 polis eşinden biri 3 çocuk annesi genç kadın yaşadığı dehşeti işte böyle anlatıyor:

ÇOCUKLARIN ÇIĞLIĞI
'Şehirde eylem vardı. Kocam görevdeydi.. Evde biri 8 ve diğeri 3 yaşındaki 2 çocuğumla yalnızım.. 11 yaşındaki oğlum da okulda.. Saat 11 gibi evimizin etrafında yüzleri siyah poşularla sarılı insanlar toplanmaya başladı. Sloganlar atmaya başladılar. Sayıları gittikçe artıyordu. Biraz uzakta elinde keleş (Kaleşnikof) olan iki adam evimizi gösteriyordu.
'Kürdistan bizim, ülkemizden defolup gidin' sesleri gittikçe yükseliyordu. Birden camlar aşağı inmeye başladı. Yağmur gibi taş yağıyordu. Çocuklar çığlık çığlığa ağlamaya başladı. Banyoya kapandık. Kocamı aradım 'Kurtar bizi öldürecekler' diye yardım istedim. Çok kalabalıklar yalnız gelme sakın' dedim. Bu arada adamlar apartmana da girmiş, kapıyı tekmeliyorlar, taşlıyorlardı. Çok korkmaya başladım.. Her yerden silah sesleri gelmeye başladı. Ne kadar zaman geçti bilemiyorum. Bir panzer geldi beni ve çocuklarımı alıp polis lojmanlarına götürdü. Sığındığımız lojmanda bizim gibi saldırıya uğramış bir aile daha vardı. Büyükler çocuklar herkes ağlıyordu. Burası da saldırıya uğramış ama ana kapıdan içeri girememişler. Camlar hep kırık. Silah sesleri kesilmiyor..

BAKAN RAHAT UYUYOR MU ?
3 gün misafir kaldıktan sonra evimize döndük. Aynı korku ile yaşamaya devam ediyoruz. İçişleri Bakanı'na bir sorum var. O koltukta rahat oturabiliyor musun?.. Geceleri rahat uyuyabiliyor musun?.. Polisi bu kadar sahipsiz nasıl bırakabilirsin? Ya o gün telefon çekmeseydi. Ya kocama ulaşamasaydım. Ya beni alıp dağa kaldırsalardı. Ya çocuklarımı öldürselerdi.. Ondan sonra polisi nasıl zaptedecektiniz. Evladı öldürülen, namusuna leke sürülen hangi erkeğin gözü bir şey görür.. Bunların mı olmasını istiyorsunuz?..

BU BAYRAK KAVGASI
Bu kadarla da bitmiyor. Şimdi ev sahibi 'Siz mimlendiniz. Evim bombalanabilir. Çıkın' diye tutturdu. Adam bizim canımızı değil, kendi malını düşünüyor. Hakkâri�de zaten ev yok. Kasım'ın ortasında nereden ev bulup çıkacağız. Kocamla oturup konuştuk. Benim çocukları alıp Ankara'ya babasının yanına gitme fikrini tartıştık. Hiç olmazsa bir süreliğine.. Ama bu alçaklara arkamızdan 'İşte kaçırttık' dedirtmeyeceğiz. Gitmeyeceğiz. Bu artık bir bayrak-toprak kavgasına dönüştü. Sonuna kadar kocamın yanındayım'

Polis çocuğunu asker kurtardı
11 yaşındaki polis çocuğunun olay günü yaşadıkları ise bir ömür boyu izleri silinemeyecek kadar korkunç. Bakın küçük M.'nin başına neler gelmiş: Okuldan çıktım eve geliyordum. 8-10 kişilik bir grup kürtçe ana avrat küfretti. Sonra '....... polis çocuğu. s...... gidin bizim memleketimizden' diye üzerime yürüdü. Kaçmaya başladım. Hem taş atıyor hem kovalıyorlardı. Askerlik Şubesi'nin önüne geldiğimde 'imdat beni öldürecekler' diye bağırıp yardım istedim. Kapıdaki nöbetçi asker havaya ateş açtı. Beni alıp içeri götürdü. Ben artık burada okula gitmem. Zaten okulda beni hiç rahat bırakmıyorlar. Sınıfa Kürdistan haritası asıyorlar. Durmadan 'Burası bizim ülkemiz.. Defolup gidin. Yoksa biz göndereceğiz' diye hakaret ediyorlar.'

Hazırlayanlar: Cengiz Kaluç/Tarkan Abdullahoğlu / Güneş

--
Dr.Tekin ÇOLAKOĞLU
Gazi Üniversitesi
Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu
Spor Yöneticiliği Bölümü
Araş.Gör.
Teknikokullar/Ankara 06500

Kürt Belasi

Uyuşturucudan beyaz kadın ticaretine, silah kaçakçılığından kapkaça, otoparkçılıktan çay bahçesi işletmeciliğine kadar pek çok alandan beslenen mafya, etnik bir değişim yaşıyor. Bu tespiti yapan uzmanlar, Karadeniz kökenli mafya grupları zayıflarken onlardan boşalan yerleri Kürt kökenli mafya grupları doldurmaya başladığı iddiasında.

Mafya ve çetelere karşı mücadele için İstanbul Emniyet Müdürlüğü bünyesinde 1998 yılında Organize Suçlar Bürosu'nu kuran polis müdürü Adil Serdar Saçan'a göre ise, Kürt mafyasının güçlenmesi PKK'ya yaradı.

Sorumlu ABD

Kürt mafyasının yeniden güçlendirilmesinin ana nedenlerinden birinin AB ve ABD'nin önderliğinde, Türkiye üzerinde oynanan oyunlar olduğunu öne süren Saçan, '12 Eylül 1980 öncesinde Kürt mafyasının uyuşturucu kaçakçılığı başladı. ABD'nin belirlediği uyuşturucu rotasında Kürt mafyası kullanıldı, sonra kesildi. İki yıl önce PKK yine güçlenmeye başladı. Çünkü Kürt mafyasının önü tekrar açıldı, finans damarı açıldı' diye konuştu.

Bölücü hareket destekliyor

2004 Haziran itibarıyla Karadeniz ve Kürt kökenli mafya çekişmesinin yaşandığını söyleyen Adil Serdar Saçan, 'Çatışma yakındır. Çakıcı ile Kırcı'nın yurt dışına kaçırılması, PKK'nın ateşkesi bozması tesadüf değildir. ABD hem uyuşturucu destekli Kürt terör örgütünü desteklemekte hem de Karadeniz gruplarına Sicilya üzerinden yol vermektedir' dedi. Adil Serdar Saçan, etkisiz hale getirilen Sedat Şahin, Sedat Peker ve Alaattin Çakıcı'nın ortak özelliğinin Kürt mafyasına karşı olmaları olduğunu vurgulayarak 'O da mafya bu da mafya. Ama birisinin arkasında bölücü Kürt hareketi var' diye konuştu.

Saçan, mafyanın eylemlerinin arttığını belirterek; 'Günde ortalama on eylem yapılıyor. Sokaklar mafyaya teslim edildi. Mafya da ayrılıkçı Kürtçü gruba teslim edildi. Otopark mafyası, kapkaç mafyası, pazarcı mafyası, otogar mafyası, hal mafyası, bölücü Kürtlerin elinde. Tahtakale, Polonya pazarı yine aynı grubun elinde' dedi.

Yavuz RENÇBERLER



SOKAKLARA ONLAR HAKİM

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, kentte kazanılan kirli paranın önemli bölümünün PKK'ya aktığını öne sürmüştü. Konuyu Tercüman yazarı Servet Kabaklı'ya değerlendiren Cerrah şöyle konuşmuştu: 'Sokaklarda kadın pazarlayan o gençlerin neredeyse tamamı Güneydoğu Anadolu Bölgemiz'in bazı yörelerinden İstanbul'a ve diğer büyük şehirlerimize gelen, getirilen çocuklar.' Birkaç gün sonrasında ise Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın PKK'nın tekrar güçlenmeye başladığını dile getirmesi dikkatlerin tekrar Kürt mafya gruplarına çevrilmesine neden olmuştu.



AVRUPA'NIN DA BAŞI BELADA

Kürt mafyası sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da etkin bir güce sahip. Bu iddianın sahibi organize uyuşturucu şebekeleriyle savaşan Hollanda ve Almanya Polis teşkilatları.

Türk Polisi ile başta Urfi Çetinkaya ve Hüseyin Baybaşin gibi Kürt uyuşturucu baronlarına ağır darbe indiren, kamuoyunda Siyah Lale, Yeşil Yol, Gezgin-1, Birlik-1, Birlik-3 gibi büyük uyuşturucu operasyonlarını gerçekleştiren Hollanda Polis Teşkilatı Başkanı Johan Van Kastel, Hollanda ve Türkiye'nin uyuşturucu kaçakçılığında birer üs olduğunu belirtti.

Almanya da dertli

AKŞAM'ı Hollanda Milli Polis Teşkilatı binasında kabul eden Kastel, Türkiye'den Hollanda'ya, Hollanda'dan da İngiltere'ye giden eroin ticaretinin arkasında Güneydoğu'daki bazı aşiretlerin olduğunu söyledi. Kastel, söyleşide 'Yakaladığımız uyuşturucu satıcılarının hemen hepsinin Türkiye'de aile bağı var. Çoğu bir aşiretin üyesi. Kürt organize suç şebekeleri sadece uyuşturucu ile değil insan kaçakçılığı ve haraç toplama işinde de Hollanda'da suç işliyorlar'dedi.

Almanya'da uyuşturucu ve organize suçlarla mücade için özel olarak kurulan ZKA'nın (Zollkriminalamt) yaptığı bir araştırma uyuşturucu kaçakçılığı ve organize suç işlerken Almanya'da yakalanan kişilerin doğum yerleri ile ilgili. ZKA'nın demografik araştırmasına göre bu suçlardan yakalananların yüzde 12'sini Gaziantep ve Kilis, yüzde 2'sini Trabzon doğumlular oluşturuyor. Araştırmaya göre bu suçu işleyenlerin yüzde 4'ü Mardin, yüzde 4'ü Diyarbakır, yüzde 2'si Birecik, yüzde 2'si Gürpınar, yüzde 2'si Iğdır, yüzde 2'si İdil doğumlu.

Ufuk TÜRKYILMAZ - ANKARA



EN BÜYÜK PAYI ÖRGÜT ALIYOR

PKK'nın Kürt kökenli suç örgütlerini kullandığını dile getiren eski İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, uyuşturucu, petrol kaçakçılığı ve kapkaçta örgütün izlerinin olduğunu söyledi. Mersin, Adana, İzmir, İstanbul gibi şehirlerde yapılan araştırmalarda PKK'nın hem ekonomik hem siyasi anlamda yer tutmaya ve güçlenmeye başladığını öne süren Tantan şöyle konuştu: 'Bugün Türkiye'deki mafya hareketine bakıldığında bundan PKK'nın önemli bir pay aldığı gözlenmektedir.

Adi suçların bile giderek siyasi suçların etkisi altına girmesi tesadüf değildir. Kürt kökenli mafya hareketleri son dönemlerde tekrar güçleniyor. Dolayısıyla PKK da güçlenmeye başlıyor. İkisi birbiriyle bağlantılı bir olaydır.'

MERSİN KÜRTLEŞTİRİLİRKEN BİRİLERİ POLYANNACILIKTA ISRARLI!...

Güzel Mersinimiz her geçen gün biraz daha yozlaştırılırken güneydoğu ve Doğu Anadoludan gelen göçlerle biraz daha kimliksizleştirilirken ve onun ötesinde AKP eliyle yürütülen MERSİNİ KÜRTLEŞTİRME PROJESİ adım adım yürütülürken Tarsuslu olduğunu iddia eden bir arkadaşın güneydoğu üzerine inciler döktürmesi şahsen bir Mersinli olarak benim kanıma dokunuyor.
Birileri ya gelişmelerin farkında değil ya da hakikaten bazı duygusal fenomenlerin esiri olmuş. Adıyaman Kahtalı Dengir Mir Mehmet Fırat isimli, Türk devleti ile sorunları olan bir Kürt milletvekili bugün AKP tarafından Mersine monte edilmiş ve operasyonu bizzat kendi eliyle sürdürüyor. Bugün Mersinde hangi devlet dairesine gitseniz kapıcısından müdürüne kadar Kürt kökenli vatandaşların bilinçli olarak istihdam edildiği resmi mekanları görürsünüz. Mersin limanından demiryollarına kadar bir çok resmi tesis Mersini Kürtleştirme projesinin bir parçası olarak son derece canlı bir etnik manzaraya sahiptir. Burası neresi..Mersin şehri. Yani Akdenizde bir Türk şehri.....

Öğretmen atamalarında dahi kürt kökenli öğretmenlerin daha çok yoğunlaştırıldığı Mersin'de, ilk ve orta öğretim kurumlarının sınıflarında cayır cayır Kürtçe konuşuluyor ve Mersinli öğrenciler olsun yada diğer vilayetlerden gelen öğrenciler rahatsız ediliyor hatta tartaklanıyor. Kendi akrabalarımdan bizzat konuyu defalarca dinledim. Teneffüslerde yine bazı kürt grupları tarafından organize edilen
kürt çocukları okul koridorlarında kürtçe şarkılar söylüyor ve halaylar çekiyor. Tabii bu eylemler planlı bir şekilde sürdürülüyor. Mersin okullarında Türkçe konuşulmasını isteyen öğretmenlerimiz
dövdürülüyor. Hatta hatta kürt öğrencilerin kalabalık saldırılarına bizzat okul içinde uğruyorlar. Bu gibi şikayetler Mersin Milli Eğitim Müdürlüğüne defalarca iletilmiş ama siyasi irade bütün bu
hadiseleri sümen altı yapıyor.

Mersinliler kendi yurtlarında tedirgin...Mersinli üretici kendi malını Mersin haline getrdiğinde buradaki Kürt hamal yada taşıyıcı mafyası devreye giriyor (Zaten Komisyoncuların büyük bir bölümü Kürt) istedikleri fiyata yükleme ve boşaltma işlemi yapıyorlar ve Kürt mafyasının isteğine boyun eğmeyen Mersinli köylüler bizzat orada dövülüyor ve bu barbar kürt gruplarının saldırısına uğruyorlar ve "SİNDİRİLİYORLAR". Bu konuda bilgisi olmayan hemşerilerimizin bizzat köylülerine bu konuyu sormaları durumunda çok daha yoğun bilgi alacaklarına inanıyorum.

Türkiye'nin en büyük limanı olan Mersin limanında Kürt kadrolaşması artık tamamlandı. Kuzey Irakta kurulan kürt devletinin bir parçası olması düşünülen Mersin limanının en az 10 tane iskelesi muhtemel kürt devletinin ithalat ve ihracat noktaları olarak çok yakında ABD tarafından Türkiye'e dayatılacak. Sözde bağımsız Türk Devletinin sözde Başbakanı ve Dışişleri Bakanı yine Türk halkına yalan konuşarak bu konuyuda çarpıtacaklar!....
Caddelerine çıktığınız zaman ellerini zafer işareti yaparak havaya kaldırmış ve halkı tahrik eden sözde düğün alayları sünnet konvoyları yada her türlü sosyal faaliyeti istismar eden Kürtlerle
karşılaştığımız Mersin'de birileri Mersinlilik adına Güneydoğu muhabeti yapıyorsa orada dur arkadaş demek gerekiyor. SEN KİMİN ADINA KONUŞUYORSUN? demez mi insanlarımız. Sen güneydoğuda bir dönem çalışmışsan ve iyi intibaların olmuşsa bizde Mersinde yaşıyoruz ve Mersinin sıkıntılarını çekiyoruz. Mersin gerçeği ile bizzat yaşıyoruz. Güneydoğu bizim olmuş başkasının olmuş şu aşamada hiç ama hiç önemli değil
MERSİN ELDEN GİDİYORKEN BANA NE BAŞKASININ YÖRESİNDEN?????
şeytan görsün topunun yüzünü!... Benim memleketimde hemşerilerim can güvenliği sıkıntısı duuyorsa lanet olsun böyle anlayışa!... Siz mersinde Mersinlilerin silahlandığını ve bu silahlanma sürecenin hızlandığını biliyormusunuz??? Neden acaba Mersin köylüleri silahlanıyor?...Şimdiye kadar böyle bir (Fransız işgali haricinde) böyle bir durumla karşılaşmamış Mersinliler acaba neden silahlanıyor dersiniz???

ARTIK BU BİRLİK BERABERLİK RÜYALARINDAN UYANALIM?.. GERÇEKLERİ GÖRELİM.
MERSİNLİLER MASALLARI ARTIK BİR KENARA BIRAKMALIDIRLAR.
DAHA DÜN PKK'NIN PARTİSİ MERSİN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANLIĞINI ALMAK ÜZERE
DEĞİLMİYDİ???
SEN BİZE HALA AYNI MASALLARIMI? ANLATACAKSIN DUYGU SUCUKA ARKADAŞ?....
MIZRAK ÇUVALI DELMİŞ....ARTIK İŞLER KİTAPLARDA YADA GÜZEL VECİZELERDEKİ HOŞ TEMENNİLERDEKİ GİBİ DEĞİL....
FAKİRLEŞTİRİLEN EKONOMİK OLARAK HAYALETE ÇEVRİLEN MERSİN KÖYLÜLERİNIN KIMILDAMAYA HACETLERİ YOK..KÖY KAHVESİNDE VERESİYE İÇİLEN ÇAYLARIN--VERESİYE ALINAN EKMEĞİN ŞEKERİN HİKAYELERİNİ DUYDUKÇA BİR MERSİNLİ OLARAK KAHROLUYORUM.
MERSİN'DE MERSİNLİLER DUMURA UĞRATILIRKEN, GÜNEYDOĞULU KÜRT GRUPLAR GAYRİMEŞRU KAZANÇLARLA ELDE ETTİKLERİ SERVETLERİNİ MERSİNE AKITIYORLAR, BEŞ PARA ETMEZ CİĞERLİ BU YABANİLER MERSİNDE DEREBEYLİKLERİNİ KURUYORLAR... İŞTE BEN BU MANZARAYA İSYAN EDİYORUM....İNSANLARI ZEHİRLEYEN EROİN PARALARI SAHİLLERDE SİTELERE DÖNÜŞÜRKEN BİZİM KÖYLÜLERİMİZ ASFALTIN HEMEN ÜSTÜNDEKİ KÖYLERİNDE MAKUS BİR YALNIZLIĞA TERKEDİLİYOR. YAŞANAN İŞSİZLİĞİ---İMKANSIZLIĞI İSE ANLATMAYA BİLE DİLİM VARMIYOR.
ŞU BİR GERÇEKKİ İNSANIN EVİNDE YANGIN VARKEN, GÖZÜ BAŞKA BİR YERİ GÖREMEZ. HELE HELE BU YANGININ İÇİNDE İHANET VE ALÇAKLIK VARSA.. ÜNİTER BİR DEVLET OLAN TÜRKİYE'Yİ BÖLMEK VE PARÇALAMAK AMACIYLA ABD TARAFINDAN İKTİDAR YAPILAN "pazarlamacı" Tayyip, sayesinde artık etnikçilik vakayi adiye haline geldi. PRATİKTE BÖLMEK VE YENİ ETNİK SORUNLAR ÇIKARMA ALANI HALİNE GETİRİLEN "MERSİN" BUNUN EN BASİT ÖRNEĞİ DURUMUNDA.
MERSİN'LİLERİN BİRLİK VE BERABERLİK İÇİNDE BÜROKRASİDEN-SOSYAL TABAKALARA KADAR BÜTÜN AŞAMALARDA ORTAK HAREKET EDEMEMELERİ DURUMUNDA MAALESEF 5 SENEYE KALMADAN BAMBAŞKA BİR ŞEHİR GÖRECEĞİZ.
RADYOLARINDAN CAYIR CAYIR KÜRTÇE YAYIN YAPILAN, OKULLARINDA TÜRKÇE KONUŞTUKLARI İÇİN DARP EDİLEN-SALDIRIYA UĞRAYAN HATTA EĞİTİM ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YİTEREN ÖĞRENCİLERİN ŞEHRİ HALİNE GELECEK MERSİN..... BU BİR KEHANET DEĞİL--KARAMSAR BİR DÜŞÜNCE DEĞİL.... YARINLARI GÖRMEK İÇİN GERÇEKLERİ HEMEN ŞİMDİ KAVRAMAMIZ LAZIM.
KİMSE KENDİNİ KANDIRMASIN....GÜNEYDOĞUYU YADA İSMİ LAZIM OLMAYAN NERESİNİ DÜŞÜNECEKSE BU ÜLKEYİ YÖNETMEYE TALİP OLANLAR DÜŞÜNSÜN.. BU MERSİNLİLERİN SORUNU DEĞİL.
MEMLEKETİM ELDEN GİTTİKTEN SONRA BANA NE BAŞKALARINDAN????
ÖNCE MÜLKİYE...SONRA TÜRKİYE

MERSİNLİLER MERSİNE SAHİP ÇIKINIZ...K.ATATÜRK

İLLERİN KAYIP VE KAÇAK ORANLARI

http://img312.imageshack.us/img312/7136/469569bb.jpg


İLLERİN KAYIP VE KAÇAK ORANLARI

Kayıp ve Kaçak
Oranı (Yüzde) _ İller
------------------- -------
70-80 ____ Mardin, Van, Şanlıurfa
60-70 ____ Diyarbakır, Hakkâri, Batman, Şırnak, Muş, Bitlis
40-50 ____ Ağrı, Karaman, Iğdır, Erzurum, Bingöl, Siirt
30-40 ____ Kars, Aksaray
20-30 ____ Ardahan, Sinop, Yalova, Kilis, Artvin, Tokat, Tunceli, Nevşehir, Aydın, Edirne, Gümüşhane
15-20 ____ Mersin, Samsun, Erzincan, Afyon, İstanbul (Avrupa Yakası), Muğla, Giresun, İzmit, Balıkesir, Hatay, Sakarya, Gaziantep
10-15 ____ Eskişehir, Ordu, Manisa, Adıyaman, Ankara, Çanakkale, Burdur, Kırşehir, Tekirdağ, Elazığ, Malatya, Bartın, Zonguldak, Kahramanmaraş, Trabzon, Bilecik, Düzce, Adana, Yozgat, Bayburt, Bursa, Rize, Kırıkkale, Çorum, İzmir, İstanbul (Anadolu Yakası), Çankırı
5-10 _____ Niğde, Kastamonu, Osmaniye, Isparta, Amasya, Uşak, Bolu, Sivas, Kütahya
1-5 ______ Karabük, Konya, Denizli.

ASALAK KARDEŞLİK

Dünya coğrafyasında, sınırları Anglosaksonlar tarafından cetvelle çizilmemiş her ülkenin toprakları canla kazanılmış, her karışı kanla sulanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti, topraklarını düşmanın leşkerinden dişleriyle tırnaklarıyla söküp alan, sınırlarını kanla çizen SONUNCU ülkesidir tarihin. Ondan sonra oluşan tüm ülke sınırları, cetvelledir!


Türkler ve Kürtler, bin yıldır bu toprakların tozunu tuzunu birlikte yuttu, nankörlüğü yoksulluğu ve cehaleti paylaştı. Eşkıya olup yollarını birlikte tuttu, balını ağusunu birlikte yaladı.

Bu toprakları omuz omuza savunduklarında, karşılarında ortak düşman vardı. Ne zaman ki düşman ortaklığı bozuldu, birbirlerini ezmeleri gerekti. Kürtler ayaklandı, Türkler ezdi. Türkler güçsüz düştü, Kürtler yeniden ayaklandı.

Biliyorum, Türkiye devleti aşiret düzenini kıramadığı Güney Doğu'yu, besleme reisler aracılığıyla devlete bağlı tutma yolunu seçti. Kürtleri ağalık sistemine terkle, istifa etti cumhuriyet prensiplerinden. Halkına yurttaşlık bilinci aşılamaktansa, tebaa oylarıyla parlamentoya seçilen aşiret reislerini yemlemeyi tercih etti. Biliyorum, PKK'yı asıl 1980 darbesi, ABD'nin solculuğu ezmekle görevlendirdiği Mr. Netekim mezalimi yarattı.

Bölgede cumhuriyet yurttaşlığına gerek duyulduğunda artık çok geçti, bula bula köy korucularını buldular maaşla tutacak�

Hep kötü şeyler de yapmadı! Ama iyi şeyler katarı kaçırılmıştı bir kez. Okullar yaptı yakıldı. Öğretmenler, doktorlar gönderdi, öldürüldüler. Halkla bütünleşen kim varsa delik deşik edildi, havaya uçuruldu. Aşiretler tebaaların yurttaş bilincine kavuşmasını, PKK da "iyi memur" istemiyordu.

Öyle ya da böyle bugün gelinen noktada, Kürtlerin "bizim" dediği bir bölgede Türk olarak yalnızca hakarete uğrayan, silahla korunan, taciz edilen memurlar, okula korkuyla giden memur çocukları, yani "temsili devlet" var. Ama Türk halkı yok o şehirlerde, köylerde... Oysa Kürtlerin "bizim" diyemeyeceği yerlere çok Kürt göçtü ve ne ayrımcılık yapılıyor kendilerine, ne de onlar ayrımcılık yanlısı zaten. Şimdilik.

Ama artık etle tırnak, Türkle Kürt sözcüklerinin arasında otuz bin ceset var ve çoğalıyor. Şehre inen aşiretleri, töre cinayetleri, kapkaççı çocuk çeteleri, otopark mafyaları var. Kaçak elektriğini, kaçak suyunu bize ödeten, doğurup sokağa saldığı evlatları suç makinesine dönüşen ve sonra varoşlarda Biji Apo diye bayrak açıp dükkân yağmalayan eşkıyası var.

Aymaz devlet, hâlâ PKK'ya karşı "sadık" Kürt nüfus çoğaltma derdinde. Bizim cebimizden alıp iki karıdan, üç karıdan on yirmi çocuk sahibi cahillere, çocuk başına 20 YTL'den 50 YTL'ye "sosyal yardım" yapıyor (Bkz. Ruhat Mengi'nin 27 Kasım tarihli yazısı).

Şimdi böyle bir kavmin, kafası kadın haklarında ortaçağı aşamamış dernek başkanı, demokrasi var diye çıkıp televizyonlarda: "T.C. Güney Doğu'da işgalcidir, ben Barzani'nin iktidarını tanırım, Atatürk de İngiliz mandacısıydı" deyince�

Türklerde de böylesini sırtında taşımamak, dölünü finanse etmemek, aşiretini, töresini, cehaletini, kısaca yükünü çekmemek, hatta birlikte yaşamayı reddetmek isteği doğuyor.

Federasyon çözüm, diyenler var. Ben federatif bir devlet karşıtı değilim. Ama İspanya'da inceledim: Katalonya ve Bask Ülkesi, en zengin ve kültür düzeyi yüksek, kendilerine yeterli; Madrid'ten beş kuruş almayıp aksine, merkezi yönetime katkıda bulundukları için bunca özerk, tersi değil! Kürt federasyonu isteyen takım, niye bağımsızlık istemiyor? Çünkü hem bayrağını çekip özerk olacak, hem de özerkliğini bizim cebimizden finanse edecek!

Asalak kardeşlik, zoraki beraberlik artık yeter, yağma yok, herkes kendi yoluna diye düşünen Türkler çoğalıyor, benden söylemesi...

BÜTÜN KÜRTLERİ TÜRKİYE'DEN KOVACAĞIZ, BAŞKA YOLU YOK

BÜTÜN KÜRTLERİ TÜRKİYE'DEN KOVACAĞIZ, BAŞKA YOLU YOK.

SORUN BÖLÜCÜLÜK VEYA TERÖR DEĞİL; SORUN KÜRDÜN TA KENDİSİDİR.

Türkiye�de her gün kız çocukları kaçırılıp zorla fuhuşa sürükleniyor, kadınlarımız kapkaça tecavüze uğruyor, her gün şehirlerde PKK gösterileri yapılıyor, Türk bayrakları yakılıyor, otobüsler yakılıyor, her gün birkaç asker şehit oluyor.

Bunları kim yapıyor?

Neden ezelden beri sadece kürtler ayaklanıyor, kürtler örgüt kuruyor, kürtler kan döküyor?..

Arabamızı kaldırımın kenarına park ettiğimizde tepemize dikilip park parası isteyen, vermezsek biz yokken arabamızı çizip kaçan değnekçiler niye hep kürttür?.. Kırmızı ışıklarda arabamızın camına yapışıp dilenenler niye hep kürttür?.. Sokakta adım başı önümüze çıkıp "abeeey nooolur bir harçlıhh viir" diye sülük gibi yapışan, vermediğimiz takdirde küfreden 10 - 15 yaşındaki madde bağımlısı yaratıklar niye hep kürttür?..

Toplumsal bir sorun haline gelen, cinayet dahi işleyen tinercilerin etnik kökenleri incelendiğinde kürt oldukları meydana çıkmıyor mu?.. Bunlar yüzünden insanlar sokakta rahat gezemez hale geldiler. Bu da bir terördür, şehirlerin göbeğindeki bireysel kürt terörüdür.

Yol ortasında yakamıza yapışıp kadın pazarlamaya çalışan pezevenkler, genelev işletmecileri neden hep kürttür de başka birşey değildir?..

İstanbul Beyoğlu'ndaki, Ankara Maltepe'deki, vs... gençlerimizi zehirleyen "bar" adlı batakhanelerin sahipleri, işletmecileri neden kürttür?..

Haraççılık ve çek - senet tahsilatı ile uğraşarak kendi halindeki insanları canından bezdiren kan emiciler niye hep kürttür? Oto galericiliği ve emlakçılık adı altında tefecilik yaparak milletin varlığını sömürenler niye hep kürttür?..

Uyuşturucu pazarlayanlar neden hep bilmemhangi aşiretin mensubu kürtlerdir?.. Hüseyin Baybaşinler, Abuzer Uğurlular, Urfi Çetinkayalar nedir?..

Kız çocuklarının kaçırılıp zorla fuhuşa sürüklenmesinde, gençlerimizin uyuşturucu ile zehirlenmesinde %99 pay kürtlerin değil midir?

Dört tane Hollandalı turistin (biri de erkek) ırzına geçip ikisini öldüren ve bu sayede bizi tüm dünyaya rezil eden "Alanya sapığı" lakaplı Hakan Karayavuz ve Susurluk'ta, 11 yaşındaki Türk kızı Avşar Sıla Çaldıran'ı iple boğduktan sonra cesedinin ırzına geçen Recep İpek neden kürttür?.. Taciz ve tecavüzcülerin neden büyük çoğunluğunu kürtler oluşturuyor?

Her ikisi de uzun yıllardır aynı mesleği icra ettikleri halde, Orhan Gencebay'ın adının şimdiye dek hiçbir kötü olaya karışmaması, İbrahim Tatlıses'in ise her türlü rezilliği yapması, her çeşit suçu işlemesinin sebebi birinin Türk, diğerinin kürt olmasıdır.

Bu örnekler uzayıp gider... Kısacası "kürt sorunu" bazılarının empoze etmeye çalıştığı gibi sadece PKK'dan ya da siyasi olaylardan ibaret değildir. Türkiye genelinde her türlü pis, rezil işi yapanların, her türlü adi suçu işleyenlerin büyük bir kısmı kürtlerdir. Genelev işleten kürdü, pavyon işleten kürdü, kumar oynatan kürdü, mafyacılık yapan kürdü, uyuşturucu satan kürdü, yankesicilik, hırsızlık, kapkaç yapan kürdü, kaldırımları parselleyen kürdü, ırza tecavüz eden kürdü emperyalistler kışkırtmıyor, PKK ile de ilgileri yok... Taşıdıkları kanın gereğini yerine getirerek bu suçları işliyorlar.

Biz Türkçüler, sosyal açıdan değerlendirdiğimiz kürt meselesine bir bütün olarak bakıyoruz ve bunların topluma zarar veren yaratıklar olduğu konusunda tüm Türkleri bilinçlendirmeye çalışıyoruz.

www. kurdish.com sitesine girip "Demographic Trends" başlıklı tabloya bir göz atınız. Kürtlerin 2050 yılında Ortadoğudaki nüfuslarının 87 milyon, Türkiye'deki nüfuslarının ise 57 milyon olacağı belirtiliyor. Bunlar doğru verilerdir, yani bir sallama söz konusu değildir, hatta az bile verilmiştir. Çünkü çarpraz üreme, yani 8 çocuğun diğer 8 çocukla ilerde evlenecekleri düşünülüp onların çocuklarının da çarpraz olarak üreyecekleri düşünülürse bu tablo yetersiz kalmaktadır. Ayrıca bu süre içinde milyonlarca Türk kürtlerle karışarak kürtleşecektir.


Türklerin nüfus artış oranı ise bugün neredeyse Avrupa ülkeleri seviyesine inmiştir. Türk illerinde doğum kontrol uygulamasını teşvik ederek Türklüğün kuyusunu kazan devletimizin alçak siyasetçileri; Güneydoğuya verdiği çocuk yardımları ile kürtlerin üremelerini teşvik etmektedir. Üremeyip de ne yapsınlar?



Devlet Bakanı Beşir Atalay'a bağlı Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu (Fak - Fuk - Fon) başta Muş olmak üzere nüfusun %95'inin kürtlerden oluştuğu bazı doğu illerinde çocuk başına para kampanyası başlatmıştır. Bu durum zaten çok hızlı üreyen kürtlerin daha da fazla üremesi demektir.

Yapılan yardımların miktarları :

İlköğretime devam eden erkek öğrencilere ayda 20 YTL
İlköğretime devam eden kız öğrencilere ayda 23 YTL
Ortaöğretime devam eden erkek öğrencilere ayda 28 YTL
Ortaöğretime devam eden kız öğrencilere ayda 39 YTL
Sağlık yardımı olarak her çocuğa ayda 15 YTL
Her anne adayı için gebeliğin ilk 7 ayında ayda 18 YTL
Her anne adayı için doğumda 50 YTL

Çocuk yardımı çok hızlı üreyen kürtlerin ağırlıklı olduğu şehirlere değil, üreme hızı sıfır olan Türklerin yaşadığı şehirlere yapılmalıydı. Fakat AKP (Arap Kürt Partisi) bu şekilde uygun görmüş. Neden acaba?

Kürtler ne kadar çok çocuk yaparlarsa, o kadar çok para kazanıyorlar. 10 çocuğa sahip bir aile, çocuk başına ayda 15 YTL'den toplam 150 YTL para alıyor. Doğum ve okul için yardımlarıda eklersek 10 çocuklu bir ailenin devletten aldığı para ayda 500 YTL'yi geçiyor.

Birkaç ay önce gazete ve televizyonlarda şahane bir haber vardı. Diyarbakır'da bir Kürt dişisi 8 yavrusundan sonra, 9.sunu ikiz olarak peydahlarken, çocuklar ölüm tehlikesine giriyor ve Türk askeri doktorları gelip bebeleri kurtarıyor, hastanede kuvöze koyuyor.

Bu sefer Van'dan, yine süper bir haber var. 68 yaşında bir Kürt, 26 yaşındaki ikinci karısından 13. yavrusunu peydahlamış. Toplam 13 çocuğu, 100 kadar torunu varmış, artık başka çocuk istemiyormuş, yorulmuş. Gazeteci, "bu kadar çocuğa bu fakirlikle nasıl bakıyorsunuz?" dediğinde, Kürdün cevabı harikaydı. "Kaymakamlık gerekli her tür yardımı yapıyor, hiç bir sorunumuz olmuyor" !!!

Sakın kimse bunu insanlıkla, hümanizmle, devletin vatandaşının hayatını koruma ilkeleri ile falan açıklamaya kalkışmasın. Benim ülkeme göz dikmiş bir halkın, benim vergilerimle beslenip daha çok üremelerini sağlayıp on milyonlarca asalak yaratmanın hiç bir ilke ile ilgisi yoktur. Bu rejimin kendisinin kurucusu olan asli unsura, yani Türklere ihanet etmek açısından devşirme Osmanlı'dan hiçbir farkı kalmamıştır. Gayet açıkça Türkler özendirilip en sıkı şekilde nüfus planlaması uygulanırken, Kürtlerden elektrik, su parası bile alınmayıp, nüfuslarını iyice arttırıp Türkleri geçebilmelerine çanak tutulmaktadır.

Ülke genelinde kaçak elektirik oranlarına göz atalım.

Şanlıurfa % 66.7
Diyarbakır % 62.7
Hakkari % 62.5
Mardin % 59.3
Van % 58.0
Şırnak % 52.0
Batman % 51.0
Muş % 50.0
Bitlis % 48.0
Siirt % 48.0

Kastamonu % 4,2

Trabzon %5,4

Giresun %3,5

İşte kaçak elektirik tablosu. Yoruma gerek var mı?

Nihai amaçlarını gerçekleştirmek için ne cesaretleri ne zekaları ne de kültürleri olan bu etnik cemaat, tek yolu Tanrı'nın kişilere verdiği doğal içgüdüyü (üreme) bir savaş silahı olarak kullanmakta bulmuş durumdadır.


Yakın bir gelecekte nüfusu 100 milyon - ki bunun en aşağı yarısı kürt olan bir Türkiye çocuklarımızı bekliyor... Bayrak aynı bayrak, sınırlar bozulmamış, isim değişmemiş ama ortada �Türk� kalmamış. Birkaç milyon kalmış elbette ama onlarda tedirgin yaşıyorlar. Ortada Brezilya gibi, lisanı, soyu sopu karışık, ırk çorbası bir ülke.. Ama hala müslüman... Bizim için bir yıkım olan bu durum, �72 millete bir göz ile bakan� hümanistlere bir rahatsızlık vermez.



Yaşadığımız topraklarda şu an için en büyük tehlike kürtlerdir. Dün bunu inkar edenlerin savunduğu fikirler, kürtlerin gerçek yüzlerini göstermesiyle bugün bir bir intihar ediyor.

Bu cümleleri okuduğunuzda etkisi altında kaldığınız propaganda yüzünden yargılayıcı duygulara sahip olabilir; kürtlere karşı katı bir tavır alma diye düşünebilirsiniz.

Fakirlik, eğitimsizlik gibi onlarca sebep sıralayıp, sosyal yalanlar uydurup, hergün sizin veya tanıdıklarınızın payına düşeni bir şekilde aldığı yanıbaşınızdaki kürt terörünün varlığını inkar edebilirsiniz.

Bunları düşünmek sizi rahatlatır. Kürdofil medyanın enjekte ettiği bu uyuşturucu sizi olan bitenden uzaklaştırabilir. Ancak gerçekleri değiştiremez.

Gerçek aciz değildir.

Gerçekleri kim anlatacak? Kim gösterebilecek ezilmiş sandığınız kürtlerin hergün yanıbaşınızda yaptığı ahlaksızlık ve saldırganlığı? Kerkük'te arkasına ABD'yi alınca Türkmenler'i katleden bu aşağılık topluluğun eline fırsat geçtiğinde uyguladığı baskıdan kim söz edecek?

Okuldan, işten dönüp televizyonu açtığınızda tüm kanalları kaplayan Kürt dizileri ile mi bilinçleneceksiniz; yoksa PKK'ya yardım edip sonrada kasetleri Türkler tarafından kapışılan, konserlerinde izdiham yaşanan kürt ibo, mahsun, berdan, keko, şavata, ahmet kaya, özcan ve hergün yenisi çıkan şarkıcı bozuntuları ile mi?

Sol merkezli görüş onlara herkesten fazla sahip çıkıp tabanını genişletmeye çalışırken, yıllar sonra kullanılıp bir kenara atılacağının farkında değildi.

Sağ tarafta durum daha da vahimdi. Açıkça bir kürt milliyetçisi olan Said-i Nursi'nin kitapları elden ele dolaşıyor, kürtler ırkçılıklarının dozunu giderek arttırırken inançlı Türkler din kardeşliği masalı ile uykuya çoktan dalmış oluyordu.

Ancak bunların içinde belki de en acı olanı, kürtler tarafından aldatılmayı halen gururuna yedirip itiraf edemeyen sözde milliyetçilerin (!) durumudur. PKK ve Apo'yu Ermeni, dağdaki kürtleri kandırılmış, sokaktakileri de kardeş ilan eden ülkücü anlayışın Türklere verdiği zarar gelecekte tarih kitaplarına konu olacaktır.



Gerçeği daha fazla inkar etmek anlamsız.

Bu son perdedir. Bir yandan ABD talimatlı kürt dizileri, diğer yandan Avrupa tavsiyeli gelin-kaynana programları ile giderek daha fazla esir şehrin insanlarına benziyorsunuz.



Kürtlerin hızla neden ürediklerini ve yayıldıklarını anlatıp, önlem almaktan bahsedenlere onlardan önce siz karşı çıkacaksınız. Çünkü bulanık gözleriniz mahallenizde bir eve doluşup, ahlaksızca ve bilinçli bir şekilde üremeye devam eden kürtleri değil ancak dizidekileri seçebilecek.

Artık sokakta sizin ve yakınlarınızın canını yakan tinerciler denince bunun tek sebebi olan kürtleri düşünmeyeceksiniz bile. Eğitimsizlik, fakirlik, sosyal adalet gibi kavramların arasında boğulacak; kafanızı toplayıp gerçek soruyu asla soramayacaksınız.

PKK denince aklınıza kürtler gelmeyecek. O dış güçlerin oyunuydu diyecek, bitti sanacak; öldürülen binlerce teröristin kaç milyon akrabası ve sempatizanı olduğunu hesaplayamayacaksınız.

İlköğretim çağındaki kız çocuklarına dahi askıntı olup, fırsat bulunca her türlü kötülüğü yapanların onlar olduğunu bilmek istemeyecek; kürtler göç etmeden önce şehrinizin ne kadar huzurlu olduğunu anlatmaya çalışanları duyamayacaksınız.

Söz azınlık haklarından açıldığında, Kerkük'te Türkçe ders verdiği için eğitim yuvalarına bile saldıran kürtlerin hakkını onlardan çok savunduğunuzun farkında olmayacaksınız.

Sosyal eşitsizlik denince aklınıza sadece ekranda gözünüze sokulan Güneydoğu illeri gelecek. Ülkenin en yoksul beş ilinden ikisi olan Gümüşhane'nin, Kastamonu�nun neden suçlu üretmediğini anlayamayacaksınız. Karadeniz Bölgesinde elektriği ve suyu dahi olmayan köyleri hiç bilmeyeceksiniz.



Toplum olarak düzenimizi, birey olarak yaşantımızı, aile olarak huzurumuzu ve millet olarak sağlımızı bozan kürtlerin yarattığı tehlikeyi hala inkar etmek eğer gaflet değilse, nedir?



Kürtlerin yaptıklarını es geçip kabahati dış güçlerde aramakta hiç gerçekçi değil. Bu topluluk tarafından icra edilen �Kapkaç, yankesicilik, hırsızlık, töre cinayetleri, taciz, gasp, beğendiği kızı şehrin orta yerinde kaçırıp ırzına geçerek evliliğe zorlama, etnik dayanışma ile gittiği tüm yerleri hegamonyası altına alıp kendisinden başkasına yaşam hakkı tanımama, haklı haksız her mecliste sadece kendisinden olduğu için birbirlerini destekleme, çocuk kaçırma, sapıklık, 9-10 yaşlarında çocukların tecavüz edilip öldürülmesi, elektrik su parası ödememe, vergi ödememe, sahteciliklerle asalak gibi yaşama, turistlik kasabaları ele geçirerek hem yerli halka, hemde turistlere zarar verme, devletin her imkanını sömürme, trafik magandalığı, şehir magandalığı, haraç toplama, liselerde, ilkokullarda çeteler kurup diğer öğrencileri sindirme, sahip olduğu feodal kültürü yaşadığı yere uydurmaya çalışma, uymayanlara zarar verme, sıcak para getiren tüm iş kollarına zor kullanarak hakim olma� gibi mevhumları hangi dış güçler kürtlere nasıl yaptırıyor? Merak ediyorum.



Arkadaşlar, sorun �kürtçülük� �bölücülük� veya �terör� değildir. Sorun kürdün ta kendisidir. Teröristi, esnafı, işadamı, öğretmeni, manavı, dolmuşçusu, garsonu, sapığı, eşkiyası, kapkaççısı, anarşisti.... hepsi aynıdır. Türk milleti için şu an aleyhte bir faaliyet göstermeyen kürtler olabilir, ancak bunların vadesi sonsuz değildir. Kaldı ki o �sadık kürt� bile sokaklarda, işyerinde veya okullarda gene kürtlüğünün gereğini icra edecektir. Kürtlüğün gereğinin ne olduğunu ise hepimiz biliyoruz.

Artık �Kürt bölücülüğü� diye bir sorun olmadığı, gerçek sorunun adı �kürt yayılması� olduğu halde bazıları ısrarla �bölücülük� diye yanıltıcı adlandırmalarla uğraşıyor. Bazıları da �dış güçlerin maşası, piyonu, kafasız, zavallı, korkulmaya değer olmayan kürdler� söylemini bulmuşlar. Böylece esas büyük suç, Kürtlerin üstünden alınıp kim olduklarını kendilerinin bile net tarif edemediği, gizem perdelerinin arkasındaki, yüce dış düsman güçlere yükleniyor. Hem de Kürt tehlikesi küçümsenip stratejik bir politika boyutuna indirgeniyor. Oysa ki sorun stratejik veya magazinsel sorun olmaktan daha vahimdir. Turkiye Cumhuriyeti devletinin kimliğini, kurucu ve asli unsur olarak tekelinde tutan Türk ırkının nüfus itibariyle gelecekte aynı şekilde tekelinde tutup tutamayacağı, yani var olma � yok olma mücadelesidir.

Ayrıma dikkat edin. Eğer dış güçlerle Kürtlerin Türk milletine karşı bir ilişkisi varsa, bu ilişki maşalık değil işbirliğidir. Ne maşası, ne kandırması? Kürtlerin çıkarları dış güçlerinkiyle örtüşüyorsa kandırmaya ne gerek var? Kürtler saflar, kandılar, komploya düşüyorlar, onun için çoğalıp Türkiye'de çoğunluk olacaklar. Vay be. Canına minnet adamın böyle kandırılma. Aynı mavalları Osmanlı yönetimi de 100-150 sene önce Yunanlılar ve Ermeniler için söylüyordu. Güya Yunanlılar yutacak ya. "Biz sizinle asırlarca kardeşçe yaşadık, Batılılar sizi kendi çıkarları için kışkırtıyorlar, alet ediyorlar" diye anlattılar durdular. Yunanlılar ne kadar aptalmış ki alet oldular da aleyhimize topraklarını 3 kat büyüttüler, hala da büyütüyorlar. Bu devirde kimse oyuna gelip saflığından başkasının maşası olmaz. Avrupalıları Tanrı sanıp incik boncuk karşılığında birbirlerine saldıran Kızılderililer yok. Dünyamızda şu an olabilecek, sadece çıkar ve güçbirliğidir.

SON SÖZ: Bu belanın üstesinden gelebiliriz. Yeter ki buna inanalım.


NOT: Bu makaleyi herkese gönderin, çevrenize okutun

TÜRKÇÜLÜK İLKESİ - AÇIKLAMALAR-4

MUSTAFA KEMAL'in TÜRKLÜK, TÜRKÇE ve MİLLİYETÇİLİK konusundaki düşüncelerini o dönemde en iyi dile getirenlerden biri de Mahmut Esat Bozkurt idi.

Aşağıda onun değerlendirmelerini bulacaksınız. Bu anlayış bugün için de geçerlidir... ve o zamandan daha daha çok ihtiyaç duyduğumuz hususları ihtiva etmektedir.

- Biz TÜRKİYE denen, dünyanın en hür ülkesinde yaşıyoruz.

- TÜRK, bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir!. Dost ve düşman, hatta dağlar, bu hakikati böyle bilsinler!

- TÜRK'ün en kötüsü, TÜRK olmayanın en iyisinden iyidir!.

- TÜRK DEVLETİ'nin işlerini TÜRKLER'den başkalarına vermeyelim! TÜRK DEVLETİ işlerinin başına ÖZ TÜRKLER'den başkası geçmemelidir. Yeni TÜRK CUMHURİYETİ'nin DEVLET işlerinin başında mutlaka TÜRKLER bulunacaktır! (19.9.1930 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan konuşmasından)

Mahmut Esat Bozkurt, MUSTAFA KEMAL'in onayını almadan böyle bir konuşma yapamaz!.. Peki, MUSTAFA KEMAL ve o dönemin yöneticileri neden bu konuda bu kadar kesin bir tavır içindedirler?..

Çünkü son 400 yılda, bilhassa son 100 yılda TÜRK DEVLETİ kendi himayesinde yaşayan, hatta baştâcı ettiği azınlıkların ihanetine uğrayarak yıkılıp gitmiştir. Gerek OSMANLI döneminde, gerekse MİLLÎ MÜCADELE sırasında, hatta sonrasında hiç bir devlet kendi ülkesinde yaşayan azınlıkların, hatta dindaşlarının ihanetine TÜRK DEVLETİ kadar uğramamıştır!.. Yeni kurulan devletin aynı duruma düşmemesi için meseleye böyle bakması kaçınılmazdır.

Azınlıklar, ÖZ-BE-ÖZ TÜRK olmayanlar, kendini TÜRK saymayanlar hiç bir zaman TÜRK DEVLETİ'nin kademelerinde görev alıp TÜRKLER'e hükmedememelidir!.. Onlar eğer bu ülkede yaşamak istiyorlarsa, TÜRKLER'e tâbi olarak yaşayabilirler.

Ülkeyi eskiden olduğu gibi Rumlar'ın, Ermeniler'in, Yahudi ve dönmelerin, bölücü Kürtler'in idare ettiği ve Hıristiyan Emperyalist Batı ülkelerine peşkeş çektiği bir duruma sokmak, ve bunun adına "demokrasi, insan hakları" demek, İHANET'ten başka bir şey değildir!.

Bu görüş, bu anlayış ilk ağızda tokat yemiş gibi bazılarını sersemletebilir. Ama dünyanın her ülkesinde, bütün o "medenî, humanist" saydığımız Batı ülkelerinde böyledir.

Evet, A.B.D. yönetiminde M. Albright gibi yahudileri, C. Powels gibi zencileri görebilirsiniz, ama bunlar A.B.D.'ye ve Amerikalılara köle gibi hizmet etmekten başka bir şey yapmazlar. Asla A.B.D. aleyhine çalışmazlar ve ancak böyle davrandıkları sürece "adam" sayılırlar!

Yine Mahmut Esat Bozkurt'tan devam edelim:

- TEŞKİLÂT-I ESÂSİYE'ye göre, TÜRK vardır, TÜRKLÜK vardır!. (Başka bir şey yoktur!) Açık(ça) söylemeliyiz!.. Bu yolda açık ve tereddütsüz yürümeliyiz!.

- Bu yerlerde (TÜRKİYE'de) ÖZ TÜRK haklarına sahip olmak isteyenler, TÜRK OLMALIDIR!..

- TÜRKLÜĞÜ KABUL ETMEZ, onu küçük görür, ONA İHANET EDER, sonra da TÜRK'e tanınan haklardan, hatta ondan fazlasını ister, BU OLMAZ!.. Buna "yağma yok!" derler!..

- TÜRK HAKLARI'NDAN İSTİFADE EDEBİLMEK İÇİN TÜRKLÜĞÜ BENİMSEMEK, TÜRK HARSINI (kültürünü) KABUL ETMEK, TÜRKLÜĞÜ DUYMAK, TÜRK MENFAATLERİNİ KENDİ MENFAATİ YAPMAK, ONA HÜRMEK ETMEK, "TÜRK'ÜM" DEMEK, TÜRKLÜĞÜ HARSİYLE, HİSSİYLE KABUL ETMEK LÂZIMDIR!.. BUNLARI SAMİMİYETLE BENİMSEYENLERİ, YAPANLARI TÜRK SAYARIZ!... KİM OLURSA OLSUN!..

İşte açık!.. TÜRKİYE'de hâkim unsur ÖZ-BE-ÖZ TÜRKLER'dir!. Onların sahip olduğu haklara sahip olmak isteyen diğer unsurlar da içinde yaşadığı bu VATAN'ı, ekmeğini yediği bu DEVLET'i ve kendisine bu imkânı sağlayan TÜRK MİLLETİ'ni gönülden benimsediği takdirde TÜRK sayılır. "NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYEN"in mutluluğu işte budur!. Biz onu kendimizden ayırmayız!.. Ancak o kendini bizden ayırırsa, her türlü hakkını kaybeder!

"Ben TÜRK değilim, benim kimliğimi tanıyın" diyene yapılacak bir tek şey vardır: Onu TÜRK sayan NÜFUS KÂĞIDI'nı, yani KİMLİK belgesini elinden alıp, "Tamam, şimdi istediğin kimliğe bürün, git kendine başka bir yer bul," demek!.. "Bu devlet benim devletim değil... biz ayrıyız... biz ayrılmalıyız... bize de özel haklar verilsin" diyenlerin hepsi, kendilerine TÜRK KİMLİĞİ bahşeden NÜFUS KÂĞIDI'ndan arındırılmalıdırlar!..

Devam edelim ATATÜRK DÖNEMİ TÜRKLÜK ve MİLLİYETÇİLİK anlayışını Mahmut Esat Bozkurt'un dilinden ve kaleminden dökülen kelimelerle anlatmaya:

- MİLLİYETÇİLİK, en dürüst mânâsıyla CUMHURİYET'i ifade eder!..

- Niçin MİLLİYETÇİ oluyorsunuz? Sizin kanınızı taşıyan, menâfiinizi ifade eden bir câmianın muukadderatını yükseltmek ve onu mes'ud etmek için MİLLİYETÇİ oluyorsunuz. Bunun en zarurî neticesi, o câmiayı kendi iradesiyle idâme ettirmektir!

- TÜRK MİLLETİ'nin yüzde 80'inden fazlası köylü ve işçi olunca, köylü ve işçinin haklarını düşünmek, onları korumak "MİLLİYETÇİ'yim" diyen her TÜRK'ün ilk ödevidir!

Bugünlerde en çok kullanılan tâbirlerden biri de REKABET!.. Dünya ekonomik faaliyeti içerisinde yer alabilmek için REKABET gücünüzün olması gerektiği; sanayide, tarımda, turizmde, velhasıl her sahada varlığınızı koruyabilmek için diğer ülkelerin firmalarından daha güçlü ve iyi olmanız gerektiği söylenip duruyor. Yoksa yok olup gidersiniz, yabancı mallar sizinkileri piyasadan siler!..

Bu REKABET, MALLAR ve HİZMETLER konusunda olduğu gibi MİLLİYET konusunda da geçerlidir!.. Sizin TÜRK olarak varlığınız TÜRK DİLİ'nin, TÜRK KÜLTÜRÜ'nün, TÜRKLÜK BİLİNCİ'nin diğer milletlerin diliyle, kültürüyle REKABET edebilmesine; TÜRKİYE'de TÜRK DİLİ'nin, TÜRK KÜLTÜRÜ'nün, TÜRK MALI'nın ve TÜRKLÜK BİLİNCİ'nin üstün gelmesine bağlıdır. Yoksa rekabet gücü olmayan firma gibi silinir, gidersiniz!..

İşte Mahmut Esat Bozkurt'un dile getirdiği ATATÜRKÇÜ MİLLİYETÇİLİK anlayışı bu yüzden son derece önemlidir. Dünyadaki bütün gerçek devletler kendi insanının menfaatini herşeyden önce korur. Hatta ABD, İNGİLTERE, FRANSA gibi zalim emperyalistler, bu menfaatin bir kısmını dahi kaybetmemek için başka ülkelere saldırmaktan çekinmezler!

Devam edelim:

- Günün birinde Ernest Levin'in "Umumî Tarih"ini karıştırıyordum. Gözüme "Endülüs Faciaları" ilişti... İspanyollar Endülüslü müslümanları Hıristiyan için önce Arap usülü ziynetleri (takılar) menetmişler (yasaklamışlar)... Sonra Arap mimarîsinde ev yapanları tecziye etmişler (ceezalandırmışlar)... Sonra Arapça mektup yazmak yasak edilmiş... ve en başta bilhassa Arap isimleri memnu sayılmış... Müslümanlar çocuklarına İslam ismi verememişler ve gitgide tanassur etmişler (hıristiyanlaşmışlar)... Bugün İSPANYA'da MİLLİYETİNİ BİLEN TEK BİR MÜSLÜMAN YOKTUR!.

TÜRKLER'den ve MÜSLÜMANLAR'dan aldıkları topraklardaki insanları bu şekilde zorla hıristiyanlaştıran BATILILAR, bizden azınlıklara daha çok hak istiyor. TÜRKİYE'de kilise, havra yapılması için içimizdeki hainlere para yağdırıyor, hükümetteki milliyetsizlere baskı yaparak ANTAKYA'da, ŞANLIURFA'da üçlü sözümona hoşgörü mabedleri inşa ettiriyor!..

Yukarıda dile getirilmiş olan uygulamanın 500 yıl geride kaldığını sanarak, ATATÜRKÇÜ MİLLİYETÇİLİK anlayışı "gerici" bulanlara bir sürprizimiz var.

aşağıdaki cümleler Huntington'un son kitabından alınmıştır:

- ABD'deki çok kültürlülük ve çift dillilik ABD'nin ulusal kimliğine zarar verecek hale geldi. (Artık Amerika'da İngilizce değil, hızla çoğalan göçmenler nedeniyle İspanyolca hâkim olmaya başladı.) Özellikle Latin Amerika kökenlilere ASİMİLASYON uygulanması gerekiyor!..

- Eğer benzer kültürlere (değerler, gelenekler, dinler) sahip halklar ve ülkeler bir araya geliyorsa; o zaman değişik kültürlerden oluşan ülkeler de parçalanma tehlikesiyle karşıkarşıyadır!..

- ABD ANGLO-PROTESTAN kültür ve inancının bir parçasıdır ve Amerikalılar yeniden sahip çıkmak zorundadırlar!.. (27.5.2005 tarihli Akşam gazetesi, Güler Kömürcü'nün makalesinden)

Sahip çıkmak için ne yapacak?.. Ucuz işçi ve fahişe kaynağı olarak gördüğü Latin Amerikalıları "asimile" edecek!.. Yani onları hâlâ köle olarak kullanacak ama, kendi kültürünü de onlara aşılayacak!..

Başkalarının 10-50-100 yıldır kendi ülkelerinde yaşayanları 2. sınıf vatandaş saymasına, köle ve cariye olarak kullanmasına, asimile etmesine ses çıkartmayanların, TÜRK DEVLETİ'nin 500-1000 yıldır bağrında beslediği kişilerin ihanetine uğradıktan sonra aldığı tedbirleri "gerici, ayırımcı" saymaları, gerçekten ibret vericidir!.

Bu yazdıklarımızı sadece Mahmut Esat Bozkurt'un düşünceleri olarak görenlere, ATATÜRK'ün daha farklı düşündüğünü zannedenlere önce TÜRKÇÜLÜK İLKESİ kısmındaki ifadelerini bir kere daha okumalarını tavsiye edelim, sonra ondan bir cümle ile cevap verelim. ATATÜRK diyor ki:

- Muhterem MİLLETİME TAVSİYE EDERİM Kİ, sinesinde yetiştirerek BAŞININ ÜSTÜNE KADAR ÇIKARACAĞI ADAMLARIN KANLARINDA VE VİCDANLARINDAKİ ASİL CEVHERİ TAHLİL ETMEK DİKKATİNDEN BİR AN FERAGAT ETMESİN!



___________________
YARARLANILAN KİTAPLAR


- Şaduman Halıcı, Yeni Türkiye Devleti'nin Yapılanmasında Mahmut Esat Bozkurt

- Dr. Hakkı Uyar, Sol Milliyetçi Bir Türk Aydını, Mahmut Esat Bozkurt

- Aydınlık Dergileri

- Atatürk'ün Bütün Eserleri 1-16, Kaynak Yayınları

KÜRTLERİN GÜVENLİĞİNİ TÜRKLER SAĞLADI

Prof.Dr. Ahmed AKGÜNDÜZ:

( http://www.osmanli.org.tr/bilinmeyenosmanli.php?bolum=1&id=139 )

Muhtelif fikir çevrelerinde Yavuz�un Kürtleri katliama tabi tuttuğu ve hatta onlar hakkında ağza alınmayacak ifadelerle dolu olan bir dörtlüğü olduğu ileri sürülmektedir. Bu doğru mudur? Elbetteki bu iddianın tam tersi doğrudur. Bunu şöyle açıklayabiliriz. Şöyleki, Yavuz olmasaydı, bugün Doğu Anadolu�daki ehl-i sünnet olan Kürtler, Şî�a�nın tasallutu altında olurlardı. Osmanlı Devleti'nin Doğu Anadolu ile alakası, XV. yüzyıla kadar uzanır. Ancak bölgenin Osmanlı Devleti�ne ilhakı veya daha doğru bir tabirle iltihakı, 1514'de kazanılan Çaldıran Zaferi�nden sonradır.

Bilindiği gibi, Şah İsmail, İran'da kısa bir zamanda Safevî Devletini kurmuş ve Doğuda hem Osmanlı Devleti için ve hem de âlem-i İslâm'ın birlik ve beraberliği için, hem siyasî ve hem de dinî açıdan tehlike arz eder hale gelmiştir. Şehzâde Selim, bu iki yönlü tehlikeyi henüz Trabzon Sancakbeyi iken fark etmiş ve babasını İstanbul'da ikaz dahi eylemişti. Fakat, II. Bâyezid, tedbir alamamanın yanında, Şi�îlerin tahrikiyle çıkarılan Şah Kulı isyanını da önleyememişti. Anadolu'yu Şiîleştirme hedefini güden ve her geçen gün bu hedefine daha da yaklaşan Şah İsmail, bir türlü durdurulamıyordu.

Nihâyet Yavuz Sultân Selim Padişah olunca, şuurlu âlim İbn-i Kemal'in de yerinde ikazlarıyla, hem İslâm birliğini bozan ve hem de Doğudaki Sünnî Kürt ve Türkmen aşiretlerini rahatsız eden Safevî tehlikesini bertaraf etmeye azmetti. Allah'ın yardımıyla 1514 tarihinde kazanılan Çaldıran Zaferi ile, Şah İsmail'in Anadolu üzerindeki siyasî ve dinî emellerine son verildi. Bu mühim zaferin kazanılmasında tamamen Sünnî olan ve gazada Yavuz Selim'in yanında yer alan Sünnî Kürt ve Türkmen aşiret beylerinin de büyük rolü vardı. Anadolu'nun ve hatta Musul ve Kerkük civarının da Osmanlı Devleti�ne katılması gerekiyordu. Bu iş nasıl yapılmalıydı? Kılıçla ve savaş yoluyla bu mümkün değildi. Zira bunlar da hem Müslüman ve hem de ehl-i sünnet vel-cemaat idiler. Bununla beraber, bu bölgenin kendi başına kalması, hem mahallî halkın güvenliği açısından tehlikeli ve hem de Osmanlı Devleti'nin de Müslüman bir ülke olması; İslâm'ın kahramanca müdafaasını yapan böyle bir devlete itaat etmenin siyasî ve hukukî açıdan bir farklılık meydana getirmeyeceği ve hem de İslâm birliğinin teşekkülü gibi gayelerle münferiden hareket edilemeyeceği ortadadır.
İşte bu hakikatı idrâk eden Kürt ve Türkmen Beyleri, istimâlet ile yani kendi meyil ve arzuları ile, Osmanlı Devleti'ne itaat etmenin zaruretini anlamışlardır. Büyük âlim İdris-i Bitlisî tarafından Padişah'a yapılan telkinler neticesinde, Doğu ve Güneydoğu bölgesinin tamamı, bir iki ay içinde Osmanlı Devleti�ne iltihâk etmişti.

Osmanlı Devleti'nin değişmeyen siyâsetinin kaynağı ve dayandığı hukukî temeli, İslâmiyetin getirdiği hükümlerdi. Osmanlı Devleti, Kur�ân, sünnet, icmâ� ve kıyas yoluyla vaz� edilen hukukî hükümler yanında, İslâm hukukunun müsaade ettiği ölçüde her mahallin örf ve âdetlerine de hürmet gösteriyordu. Bu sebeple, Osmanlı Devleti�ne tâbi� olan bir Müslüman beylik, dâhilde ve hâriçte, farklı bir sistemle karşılaşmıyordu. Mesela, Doğudaki Kürt ve Türkmen Aşiretleri, Osmanlı Devleti�ne iltihak etmekle bir şey kaybetmemişlerdi; belki kazanmışlardı. İşte Osmanlıya bağlılığın sırrı burada yatıyordu.

Daha önce de izah ettiğimiz gibi, Osmanlı Devleti sahip olduğu topraklar üzerinde, ırka ve maddî sömürüye dayanan bir ayırıma gitmiyordu. Zira topraklarının dahilinde bulunan her yer dâr�ül-İslâm sayılıyor ve bütün Müslüman ahali de bu ülkenin aslî vatandaşı kabul ediliyordu. Zaten Osmanlıyı Avrupa'dan ayıran en önemli hususiyet de buydu. Osmanlı topraklarında yaşayan insanların arasında düşünülebilecek en önemli farklılıklar, bazı örf âdetlere münhasırdı. Rengi ve şekli farklı olsa da, bütün Müslüman Osmanlı ahalisi, yemede, içmede ve hatta giymede dahi aynı dinin esaslarına tabi� oldukları için, aralarında ihtilafa vesile olacak ciddî bir şey mevcut değildi. Mesela, Müslüman Türklerle Kürtler arasında mevcut olan bazı ufak ve önemsiz farklılıklar dışında, aralarında dinî, ahlakî, kültürel ve coğrafî çok büyük azamî müşterekler vardı. Bu sebeple de, Doğu Anadolu'nun siyasî, dinî, kültürel ve idarî bütünlüğünü bozmak ve parçalamak maksadıyla içerde ve dışarıda yapılan faaliyetlerin, bölge halkı arasında müessir olması çok zordu.

Çaldıran Zaferini takip eden 1516 yılında, Yavuz Sultân Selim, kendisine Doğu Anadolu'nun fethedilmesini tavsiye eden meşhur âlim ve tarihçi İdris-i Bitlisî'ye, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin Osmanlı Devleti'ne ilhâkı için vazife veriyordu. Böylesine ehemmiyetli bir zamanda İslâm birliğinin zaruretine inanan başta Bitlis Hâkimi Şerefüddin Bey, Hizan Meliki Emir Davud, Hısn-ı Keyfâ Emiri Eyyubîlerden II. Halil, İmâdiye Hâkimi Sultân Hüseyin olmak üzere 25-30 tane Kürt beyi (ümerây-ı ekrâd), Osmanlı Devleti'ne itaat arzularını padişaha iletmişlerdi. Şah İsmail'in Diyarbakır muhasarası için gönderdiği orduyu on bin kişilik İdris-i Bitlisî kumandasındaki gönüllü birliklerle hezimete uğratan aynı beyler, bu hâdiseden önce Şi�îlerin Diyarbekir'i muhasara altına almaları üzerine, Yavuz Sultân Selim'e tarihçe müsellem olan tarihî arîzayı, yardım talep etmek ve Osmanlı Devleti'ne itaat etmeden huzur bulamayacaklarını ifade etmek gayesiyle göndermişlerdir.

�Can ü gönülden İslâm Sultânı�na bî�at eyledik, İlhâdları zâhir olan Kızılbaşlar�dan teberri eyledik. Kızılbaşların neşrettiği dalalet ve bid�atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve Şafi�î mezhebini icra eyledik. İslâm Sultânı�nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört halifenin ismini yâda başladık. Cihada gayret gösterdik ve İslâm Padişahı�nın yollarını bekledik.
Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edesiniz. Bizim beldelerimiz Kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. Sadece İslâm Sultânı�na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o zâlimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz. Sizin inâyetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız. Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. Sadece Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. Sünnetullah bizde böyle cârî olmuşdur.�

Bu mektûb üzerine Konya Beylerbeyisi Hüsrev Paşa kumandasında ve İdris-i Bitlisî'nin manevî yardımlarıyla toplanan on bin kişilik gönüllüler ordusu, Şah İsmail'in Diyarbekir'i muhasara altına alan ordularını tarumâr eylemiştir. XX. asrın İdris-i Bitlisî'si olan Bediüzzaman 1910'larda Osmanlı Devleti'ne karşı isyan etmek isteyen Kürt aşiret reislerine hitaben diyor:

�Altı yüz seneden beri tevhid bayrağını umum âleme karşı yücelten ve millî âdetlerini terk ederek ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize, kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim. Ona bedel, onların akıl ve ma�rifetinden istifade edeceğiz ve asaletimizi de göstereceğiz. Elhâsıl, Türkler bizim aklımız, biz onların kuvveti; hep beraber bir iyi insan oluruz. Dik başlılık etmeyeceğiz ve kendi başına hareket yapmayacağız. Bu azmimizle başka milletlere ibret dersi vereceğiz. İyi evlâd böyle olur... İttifakta kuvvet var, ittihâdda hayat var, uhuvvette saadet var, hükümete itaatte selâmet var. İttihâdın sağlam ipine ve muhabbet şeridine sarılmak zaruridir.� Diyarbekir'in Safevî Devleti'nden alınmasından sonra Kürt Beyleri arasındaki gayretlerini sürdüren büyük âlim İdris-i Bitlisî, bu faaliyetlerinin neticesinde kısa zamanda Doğu ve Güneydoğudaki Kürt ve Türkmen Beylerinin Osmanlı Devleti'ne itaatlerini temin eylemiştir.

İdris-i Bitlisî vasıtasıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kısa bir zaman içinde ve hem de yerli beğlerin istek ve arzularıyla Osmanlı Devleti'ne ilhak edildiğinin haberini alan Yavuz Sultân Selim, bu büyük âlimi taltif etmek üzere kendisine bir ferman gönderir. Mektubunun başında Diyarbekir Vilâyeti�nin sulh ile ve istimâlet yolu ile fethine vesile olduğu için İdris-i Bitlisî'ye teşekkür eder. Sonra da manevi takdirleri yanında ona gönderdiği bazı maddî hediyeleri zikreder. Osmanlı Devleti'ne kendi arzularıyla tâbi olan beylerin ve bunlara bağlı olan sancakların mikdarlarını ve tahrîrî bilgileri hazırlamasını emreder. Diyarbekir Beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa'ya beyaz hükm-i şerifler gönderdiğini ve Osmanlı Devleti'ne bundan sonra da tâbi olacak olan bey olursa, gönderilen tuğralı beyaz kâğıtlar kullanılarak onlara berâtlarının yazılmasını emreder. Yani bugünün vilâyetleri ve hatta devletleri, kendi arzu ve istekleriyle ve hem de birer mektup ile Osmanlı Devleti'ne bağlanmaktadır. Devlete bağlanan beyler arasında ihtilaf ve ihtilal vuku bulmaması için gereken tedbirlerin alınmasını ve in�âm ve ihsanların da ona göre yapılmasını ister.

Mektubun sonuna doğru, Anadolu'yu Şi�îleştirmek isteyen Şah İsmail'in kendisine elçiler gönderdiğini, bin bir türlü yağcılıklar yapıp sulh istediğini, ancak onun sözlerine ve ıslah olduğuna inanılmaması icab ettiğini belirterek gerekli tedbirlerin ihmal edilmemesini emretmektedir.

Bu gayretlerin neticesinde, yıllar sürecek harplerle elde edilemeyecek zaferlere ulaşıldı. Şark diye adlandırabileceğimiz ve bugün Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Musul ve Kerkük'den itibâren Kuzey Irak ve Haleb'i de içine alan Kuzey Suriye bölgelerinde yaşayan çok sayıda Arap, Türkmen ve Kürt aşiretleri Osmanlı Devleti'ne iltihâk eylemiştir. Bu iltihâklardan bazılarını beraber görelim:

1) Kürt ve Türkmen beylerinden istimâlet ile kendi meyil ve arzuları ile itaat eden 25'den fazla aşiretten ve reislerinden bazıları şunlardır: Bitlis Hâkimi Emir Şerefüddin; Hizan Meliki Emir Davud; Hısn-ı Keyfâ Emîri Melik Halid; İmadiye Hâkimi Sultân Hüseyin; Cezire Hâkimi Şah Ali Bey; Çemişgezek Hâkimi Melik Halil; Pertek Hâkimi Kasım Bey.... Ayrıca Suran, Urmiye, Atak, Cizre, Eğil, Garzan, Palu, Siirt, Meyyafarakin, Sason, Sincar, Çermik, Malatya, Urfa, Besni, Harput, Mardin ve benzeri yerlerdeki aşiretler de arka arkaya Osmanlı Devleti'ne iltihâk etmişlerdir.

2) Kürt ve Türkmen aşiretleri gibi, güneyde yer alan Arap aşiretleri de yine kendi irâdeleriyle Osmanlı Devleti'ne iltihâk etmişlerdir. Aralarında İbn-i Harkuş, İbn-i Said, Benî İbrahim, Benî Sâyim, Benî Atâ aşiretleri, Safed ve Gazze şeyhleri ile Haleb ileri gelenlerinin bulunduğu seçkin bir temsilciler heyetinin Yavuz'a takdim ettikleri ve aslı Topkapı Sarayı�nda bulunan şu itâ'at mektubu çok manidardır:
�Bizler, canlarımız, mallarımız, iyâlimiz ve dinimizin emniyeti için size itaati arzuluyoruz. İslâmı tatbik ve adâleti te�sis için sizin hâkimiyetinizi zaruri görüyoruz �.[1]

Yavuz Sultân Selim ve Kürtler konusunda ileri sürülen önemli fikirlerden biri de Yavuz Sultan Selim�in Doğuda bağımsız bazı küçük Kürt devletlerine müsaade ettiği ve asırlarca bu devletlerin varlığını sürdürdüğü iddiasıdır. Bu konuyu da önce Osmanlı Devleti�nin Doğuda kurduğu idare tarzı nasıldı onu kısaca açıkladıktan sonra, bu iddiaların doğru olup olmadığına işaret edelim. Esasen bu iddiaların da Osmanlı Devlet teşkilâtını bilmemekten ve konu ile ilgili bazı belgeleri yanlış yorumlamaktan kaynaklandığını hemen burada işaret edelim.

Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti'nin idarî yapısının temelini kaza, sancak ve eyâletler teşkil ediyordu. Ancak Osmanlı Devleti, bugünün Amerika�sı gibi, mutlak bir merkeziyetçilikten tamamıyla uzak bir anlayışa sahipti ve idaresi altına aldığı bölge ve cemiyetleri, çeşitli özelliklerine göre farklı idare tarzlarına tabi tutuyordu. Yani eyalet ve sancakların İstanbul'a olan bağlarında ayrı ayrı statüler söz konusuydu. İşte Osmanlı Devleti, Çaldıran Zaferi�nden sonra Doğu Anadolu'da Diyarbekir merkez kabul edilerek Musul, Bitlis, Mardin ve Harput da dahil olmak üzere bütün Doğu Anadolu'da gayet geniş bir eyâlet meydana getirmişti. Kanunî Süleyman devrinde yeni bir düzenleme yapılarak Van'da ayrı bir eyâlet daha teşkil olundu.

Doğu Anadolu'daki sancakları, idare tarzı açısından, her iki eyâlette de, üç ana guruba ayırmak mümkündü. Bunları kısaca özetlemekte yarar görüyoruz.
Birinci gurup, klasik Osmanlı Sancakları şeklindeydi. Yani Osmanlı Devleti'nin diğer bölgelerinde tatbik edilen idare usulü burada da cari idi. Sancakbeyleri doğrudan merkezden tayin olunurlardı ve herhangi bir imtiyaza sahip değillerdi. Bu sancaklar tımar sistemine dahildi. Diyarbekir ve Van eyaletlerindeki bu tür sancaklar, umumiyetle aşiret yapısı kuvvetli olmayan yerlerde teşkil edilmiştir. Diyarbekir Eyâleti'nde merkez Amid, Harput, Hasankeyf, Akçakale, Sincar, Zaho, Ergani ve Çemişkezek sancakları ile Van Eyaleti�ndeki Erciş ve Adilcevaz sancakları, bu tür sancakların başlıca örneklerini teşkil ederdi.

İkinci gurup, Yurtluk ve Ocaklık tarzındaki sancaklardır. Fetih esnasında bazı beylere hizmet ve itaatleri karşılığında, devamlı olarak sancak ve has şeklinde tevcih edilmiştir. Bunlara Ekrâd Sancakları da denir. Hatta Kürdistan Eyâleti sancakları da denmektedir. Bunlar klasik Osmanlı sancaklarından farklıdırlar. Zira sancakların idaresi genellikle bölgeye eskiden beri hâkim ola-gelen nüfuzlu, eski mahallî beyler ve hânedanlara terk edilmiştir. Hayat boyu sancakbeyi olan bu idareciler vefat ettiğinde, yerlerine oğulları veya diğer yakınlarından biri geçmektedir. Devlete ihânet ettikleri takdirde değiştirilebilmektedirler. Seferde Beylerbeyi�nin hizmetine girmekle mükelleftirler ve bu memleketlere merkezden kadı tayin edilir. Arâzîleri tımar nizâmına tabidir. İmtiyazlı sancaklar da diyebileceğimiz bu sancaklardan Diyarbekir Eyaleti�ne bağlı 13 ve Van Eyaletine bağlı olarak da 9 adet mevcut idi. Çermik, Pertek, Kulp, Mihrani, Siirt ve Atak Diyarbekir'e bağlı bu tür sancaklardandırlar. Müküs ve Bargiri de Van'a bağlı bu tür sancaklardandırlar.

Üçüncü gurup ise, Hükümet adı verilen sancaklardır. Bunların idâresi, fetih esnâsında gösterdikleri hizmetlerden dolayı tamamen yerli beylere terkedilmiştir. Sancakbeylerinin tayinine merkezî idare asla karışmaz ve ellerine verilen ahidnâmeler gereğince, bunlar azl ve nasb edilemezler. Arâzîsinde tımar nizâmı cari değildir. Dahilde tamamen müstakil olan bu bölgeler, hariçte yani askeri ve siyasi alanda bölgedeki Osmanlı beylerbeyine tabidirler. Diyarbekir eyâletinde Hazzo, Cizre, Eğil, Tercil, Palu ve Genç sancakları; Van Eyaletinde ise, Bitlis, Hizan, Hakkari ve Mahmûdi sancakları bu mahiyette Osmanlı Sancaklarıdır. Yani bunlar, bağımsız birer devlet tarzında değil, sadece icranın başı olan beyin tayini ile arazinin statüsünün tesbitinde müstakil yetkilerle donatılmışlardır. Zaten toprak itibariyle de, Diyarbekir veya Van Eyâletinin içine serpiştirilmişlerdir.

Kısaca özetlediğimiz bu sistem, daha ziyade Doğu Anadolu�da�da uygulana gelmiştir. Sebebi bu bölgede daha önce müstakil veya İran�a bağlı beylerin fetih esnasında Osmanlı Devleti'ne sadakat göstermeleri ve en önemlisi de, hem itikadî açıdan ve hem de amelî açıdan, Osmanlı Devleti ile aralarında herhangi bir farkın bulunmamasıdır. Başlangıçta hizmet ve sadakat karşılığı verilen bu sancakların durumu, daha sonra ailelerin tasarrufuna bırakılmış ve Tanzîmât dönemine yani 1840'lara kadar bu hal aynen devam etmiştir.[2]



[1] Koca Müverrih, Bedâyi�, c. II, vrk. 452/a-b; Âli, Künh�ül-Ahbâr, Es�ad Efendi, nr. 2162, vrk. 249/a-251/a; Solakzâde, sh. 378-383; Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. 11634/26; E. 1019; Anonim Tarih, Süleymaniye Kütp. Esad Efendi, nr. 2362, vrk. 112/a-113/a; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 273 vd; Bediüzzaman Said Nursi, Nutuk (Osm.), sh. 20; Kodaman, Bayram, Sultân II. Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, Ankara 1987, sh. 8 vd: Akgündüz, Güneydoğu Meselesi ve Çözüm Yolları, İstanbul 1996, sh. 30 vd; Osmanlı Kanunnâmeleri, c. III (Diyarbekir Eyâleti Kanunnâmeleri), sh. 197-213.

[2] Koca Müverrih, Bedâyi�, c. II, vrk. 452/a-b; Âli, Künh�ül-Ahbâr, Es�ad Efendi, nr. 2162, vrk. 249/a-251/a; Solakzâde, sh. 378-383; Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. 11634/26; E. 1019; Anonim Tarih, Süleymaniye Kütp. Esad Efendi, nr. 2362, vrk. 112/a-113/a; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.II, sh. 273 vd; Bediüzzaman Said Nursi, Nutuk (Osm.), sh. 20; Kodaman, Sultân II. Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, sh. 12 vd: Akgündüz, Güneydoğu Meselesi ve Çözüm Yolları, sh. 40 vd; Osmanlı Kanunnâmeleri, c. III (Diyarbekir Eyâleti Kanunnâmeleri), sh. 213 vd.

Anekdot

Bizim oralarda bir kadın varmış duyduğuma göre de halen yaşıyormuş,kadının vazifesi ölenin ardından ağıt yakmakmış ve kadına ''ağıtçı'' derlermiş.(ağıtçılık ölenin ardından ölene, yaptığı işlere,soyuna methiyeler dizmek kökü çok eskiye dayanan bir adet)velhasıl kimin bir ölüsü olsa ''ağıtçı''teyzeyi alır götürürlermiş teyze de ağıt yakar karşılığında küçük hediyeler alırmış.Bir gün komşu köyden bir kürt ölmüş ve ağıtçı teyzeyi apar topar götürmüşler. Ağıtçı teyze demiş ki:-benim ölüyü tanımam lazım soyunu sopunu bilmeliyim ki ona göre ağıt yakayım.aldığı cevapla ölenin bir kürt olduğunu anlayınca şöyle söylemiş:

NE DEYİP NE SÖYLEYEYİM
ÖLÜ BİZİM OLMAYINCA BİR KÜRDE AĞITMI YAKILIR ?
KIRKI BİRDEN ÖLMEYİNCE...

Eşşek Kürt




ALLAH KÜRDÜ MÜRD EYLEDİ (MÜRD=Gebermiş)
AYAĞINI DÖRT EYLEDİ
YA KÜRDÜ EŞEK EYLEDİ
YA EŞEĞİ KÜRD EYLEDİ

ŞEREFSİZ kürt...

arap la farisi DEN KIRMA
BABASINI SAKIN SORMA
KONUŞMASI SANKİ KUSMA
BİR PİSLİKSİN ŞEREFSİZ kürt..

SALYA, SÜMÜK, KILDAN CİSMİ
AŞAĞILIK kürt dür İSMİ
YA MİDE YA UÇKURDUR NEFSİ
BİR SÜLÜKSÜN ŞEREFSİZ kürt..

ATAN YOK Kİ SOYUN OLSUN
KÂH ÜMMETÇİ KÂH DA SOLSUN
ECNEBİYE YEDEK KOLSUN
BİR BELASIN ŞEREFSİZ kürt..

HEM KALLEŞSİN HEM DE KORKAK
YER Mİ ERMEYDANINDA DURMAK
SANA KARDEŞ DİYEN SALAK
SENDEN ALÇAK ŞEREFSİZ kürt..

DIŞGÜÇ DEDİ SEN DE VURDUN
DEVLETİN NERDE, NERDE YURDUN?
BOYNUN BUNDAN SONRA KURDUN
AĞZINDADIR ŞEREFSİZ kürt..

KAHPECE KURDUĞUN HER TUZAK
TÜRKE ARTIK YOK DUR DURAK
HESAP GÜNÜ KÖŞE BUCAK
KAÇACAKSIN ŞEREFSİZ kürt...